Sayfalar
- Ana Sayfa
- ucuz toptan baharat fiyatlari
- toptan baharat fiyatlari
- baharat cesitleri nelerdir
- baharat nedir
- baharat isimleri
- aktar baharat
- baharat fiyatlari
- baharat toptancilari
- baharat firmalari
- baharat cesitleri
- ilesitim
- e ticaret web sitesi seo calismasi fiyatlari
- Toptan Kuru Fasulye Fiyatlari > Kuru Bakliyat Piya...
baharat fiyatları ve insan ideolojisi10
baharat fiyatları ve insan ideolojisi10 sizler icin bugün baharat fiyatları elinden gelen gayureti gösterdi ve baharat fiyatları diyorki dı: bir kere hastalığının ona söylendiğinden çok daha ağır olduğu fikrine saplanıyoı fikir içinde gelişip dal budak saldıkça, 'kıymet-i harbiyesi olmayan, siktirici birölüiDij ölmenin kahrı', onu büsbütün kederlendiriyordu. Ayrıca Ruhsâr’a açıklamasınınzoruu lu olduğuna kesinlikle inandığı ‘o kırk yıllık sırrı’ söyleyip söylememekle karaısı/d, ölüme ne derece yakın olduğunu bilememek bocalayıp durmasına yol açıyordu, öjk bir sırdı ki çünkü bu söyleyeceği, açıkladıktan sonra hemen ölmeliydi, karısının yözunç bakamazdı artık! Oysa, böyle tere batmış fakat hayli iştahlı uyandığı bir sabah, kcndi(]j ölümden çok hayata, camlarda eriyen güneşe, bahçelerdeki çiçek zenginliklerine, dön-yada olup bitenlere yakın duruyor; hele yıllardır her yaz sabahı yaptığı gibi, gazelelerioı kapının altından alıp, Bacf nın bahçede hazırladığı sofraya kurularak, gönül rahatıylabjr kahvaltı edemeyişine, fena halde bozuluyordu.Ruhsâr Hanım, biri sabunlu öbürü sadece ıslak, iki elbeziyle dönmüştü. Bir yandan kocasının yüzünü ve boynunu sabunlayıp siliyor, öte yandan sabahı nasıl ettiğini anlatıyor; sesinde, tanımlamaya sığmaz, her zamanki ışıltılı tınlamalarını hafif buğu!andıra.n gizli bir hüzün:
- ...Saatin üçü çaldığını duydum, sonra içim geçivermiş. Rüyamda Kağızman’daymışız, pencerenin Önünde kışladan dönmeni bekliyorum, dağ taş silme kar, hâlâ da yağıyor, içim de nasıl bir ferah, anlatamam; güya hamileymişim, sana müjde vereceğim, o sırada nedense emirber peydahlanıyor, ortada bir bakraç, içi pekmezdoly, kar helvası yaparız diye gelirmiş...
Daha anlatacaktı ya; Bacı, elinde kahvaltı tepsisi, ağzında şatafatlı bir “Sabah şerifler hayrolsun!”, paytak paytak kapıdan sökün edince, vazgeçti. Bakın şu Bacı’nın yaptığı işe, yasak masak dinliyor mu
ÇağnŞ'ff' zmcirlenmeleri onu ülkenin ekonomik durumundan Hayrun’un bu konu-
• yakınmalarına. Hayrun'dan kızı Suat’a, oradan da Ruhsâr flanımı asıl uyandırış getiriyor. Tuzsuz ve yağsız beyaz peyniri, ince bir ekmek dilimine tereyağı çalışan karısına, en ciddi sesiyle:
Ruhsâr, diyor, asıl şeyi söyleyecektim sana, behemahal Suat’ı bize çağırmasını, ,|,aladc mUhim bir meseleyi görüşeceğiz, ceketimin ön cebinde ufak adres defterim
Ijcak oradan adresini bul, Şükrü’ye ver, ne yapıp yapsın gidip Kanaryamı bulsun, jfafıaıdan selâm söyleyip gelmesini rica etsin...
0 konuştukça, Ruhsâr Flanım yoğunluğu artan üzüntülü şaşkınlıkla, tuhaf tuhaf jjlne bakıyordu. Bir iki kere, araya girecekmiş gibi elini kaldırdı, hatta dudakları UiDildadı, fakat vazgeçti. Miralay Ferid, nihayet durumu fark edip, sordu:
-Ne o? Yüzüme öyle tuhaf tuhaf ne bakıyorsun? Söylediklerimde bir garabet mi
Ruhsâr Hanım müthiş utanıyordu. Gözlerini yere eğip, duyulur duyulmaz bir sesle tfiap verdi:
- ...Dün bütün bunları konuşmamış mıydık, a canım? Şükrü akşam üstü adresi alıp gitti, Suat’ı bulmuş, çağırdığını da söylemiş, gece bir ara sana bugün için ‘yarın jdecekmiş’ dememiş miydim?
Göğüs geçirerek, ekliyor: -... Hastalık hali, aklından çıkmış olacak!...
Miralay Ferid’in çay bardağını tutan eli, bir süre havada kaldı. Yüzünde alaycı, üzgün, şaşkın ve umutsuz çizgiler, birbirlerini yıldırım hızıyla silerek, belirip kayboldular. Bir anda, çok büyük bir bozguna uğramıştı. Gümbürtülü, ama gayet karanlık bir «le:
-... Yok, dedi, yok Maviş hanım: hastalık hâli filân değil bu, düpedüz bunaklık: Mekâıib-i Askeriye Nâzırı’nın, Kuleli Askerî İdadisi’nde bize çektiği nutku kelime-be-lelime hatırlayabiliyorum da, daha dün akşam kararlaştırdığımız ve mevki-i tatbike toyduğumuz bir şeyi, hiç vuku bulmamış gibi işte böyle unutuyorum.
Sustu, sabah ilk uyandığı anlardaki düşüncesine döndü:
Önemli bir adam olmamam ve dayısızlığım geldi aklıma o anda. Hoş bir şey değil-jj Çok şükür ki. beceriksiz, sıradan biri olduğumu bilirdin. Onun için üzülmeye gerek jıiktıı. Dolmabahçe’ye iner, deniz kıyısındaki parkın kanepelerine oturup, hem gemileri ..yriirüz, hem de laflarız diye düşündüm.
Gelgelelim evdeki pazarlık çarşıya uymuyor. Elalem hinoğluhin. Uçan kuştan para sızdırmanın yollarım arıyor. Açıkgözün biri, Nuhu Nebi’den kalma yarım metre («yunda boru gibi bir dürbün bulmuş. Teknik üniversitesi’nin yanındaki merdivenlerin [^ışında üç ayağını kurarak, gelip geçene on kuruş karşılığında gemileri iki dakika seyrettirmiyor mu?
£h kızım, sana çok görmüyorum. Bütün kadınlara özgü zaaflardan senin de kurtu-(âinadığını bilirim.
Parkla oturacak yer yoktu. Birtakım ayaklar bütün o civarı doldurmuştu. Kıyıya dumıadan Amerikan denizcileri çıkıyordu. Hepsi de güzel çocuklardı. Sonra bir iki gün İçinde, ne kadar da dost edinmişlerdi... Beyoğlu’nun o herkesçe bilinen sokak sürtükleri, mağaza tezgâhlarları ve asıl şaşılacak şey, bir sürü kolejli genç kız Amerikalılar’la çezipyürümek için birbirleriyle yarışıyorlardı.
Erkek, ya da kadın arkadaşları, hemen kollarına giriyorlar, yüksek sesle konuşup jâkalaşarak. Taksim’e çıkan yokuşu tırmanmaya başlıyorlardı.
Ne yapacakları biliniyordu. Kimi meraklılar, kentin tarihi anıtlarını dolaşacak, kapalıçarşı’dan paslı kılıçlar, nargile marpuçları, kendilerine şaşırtıcı gelen daha birçok ufaklefek nesne toplayacaklar; öbürleri Beyoğlu’ndaki meyhane ve barları doldurarak, »ece yarılarına kadar ne bulursa içecek ve sokaklarda şarkılar söyleyecekler, takım lakım özel olarak boyanıp süslenmiş, genelevlere girip çıkacaklardı.
Elekleri uçurtan sert bir rüzgâr esiyordu. Uçak gemisi ve kruvazörler, hiçbir canlılı
belirtisi göstermeyen kocaman deniz yaratıkları gibi, Boğaz’ın orta yerj^, kalmışlardı. Kabataş’a doğru yürüyelim dedik. Kıyı boyunca gemileri scyre|,j|^^il,. dönecektik.
Sen. iskeledeki kalabalığı görünce, hemen sokuldun. Birkaç motor rıhtın,j ' sallanıp duruyor. Motorlann başında, sesleri sıtma görmemiş, üstü başı peri^ J*\l durmadan bağırıyorlardı. Rüzgâr homurdanıyor, adamlar seslerini yükseltiyorij^^;^
"Yirmi beş kuruşa Amerika!... Haydi baylar bayanlar, fırsatı kaçırmaymi y' kuruşa Amerika!"
Rıhtımdakiler, birer ikişer motorlara biniyorlar, sekiz on liralık müşteri bni. tanlar, dümene geçerek yola çıkıyorlardı.
Hiçbir şey söylemedin. Biliyordun ki bu kez ben sana önerecektim, kuruş ve Amerika. Doğrusu kaçırılacak fırsat değildi. Neye yarardı yirmi bes t...
toptan baharat satış fiyatları Bu kadar ucuza önerilen bir ülkeyi kim görmek istemezdi ki? Nitekim motori-on dakikada dolup yola koyuluyorlardı.
“Haydi iki kişi daha, yirmi beş kuruşa Amerika!” diye bağıran, en öndeki çığırtkanını duyar duymaz, ikimiz de oraya koştuk.
Yerlerimize oturmaya kalmadan hareket etmiştik. İşsiz güçsüz bir sürü insân sındaydık. Çoğu kadındı. Rüzgârdan çekindiklerinden, kapalı bölüme oiurrnujj^ İstanbul’un kenar semtlerinden olmalıydılar. Başlarında eşarplar vardı. Dı^dabj^jj^ başka yedi kişi daha bulunuyordu. Geniş kenarlı fötr şapkalarım başlarına geçinDtj^ üniversiteli, yağlı pardösülü, saçları özenle taranmış, altın dişli kısa boylu birati^^ davranışından taşralı oldukları anlaşılan orta yaşlı üç kişi ve mektebi asmış biron*^. öğrencisi.
Mantona iyice sarınmıştın. Ben de pardösümün yakalarını kaldırmıştım. Elkr-avucumun içinde ısıtıyordum. Bir ara taşralılar, bizi göstererek konuşmaya başUh;^ Herhalde büyük kentlerde ahlâkın çok bozulduğundan söz ediyorlardı. Herkesin ııij. yışına göre değişen töre, umurumuzda değildi. Birbirimizden hoşlanıyorduk, bunda-s kötülük vardı!
Rüzgâr sert ve soğuk esiyor, deniz üzerinde, motorumuzun kâh önünde, kihfe da solunda, köpüklü dalgalar görünüyordu. Gökyüzü kapanıktı. Gemilere yaklaşnııg.L Önce muhriplerin arasından geçtik. Kimse aldırış etmedi. Gazetelerde günlercesı\i; öyküleri anlatılan kruvazör’ün yanına varınca, seyredenlerin ilgisi arttı. Gövertcdedoii-şan denizciler el sallıyorlardı. Karşılık vermeye çalıştık.
Rüzgâr saçlarını uçuruyordu. Ne güzel oluyordun. Yirmi beş kuruşa, Amenc' gemilerini görmek için kıymıştım. Senin, böyle saçlarını uçar görmek, esen sertyclfe hoşlanmadığını belirtmek için gözlerini kısılmış görmek, o anda her şeyi unuîiwc. bana. Amerika’yı, yirmi beş kuruşu, donanmayı, denizcileri...baharat fiyatları sundu yarın devam edecegiz..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder