bolu satılık daire ve mahşer bilgileri784 bugün sizlere en güzel yazıları yazan bolu satılık daire diyorki Her neyse, Bogie’ye dönüştüğünde bana sadece Wo-Ailenin Tekrar Çal, Sam filminde Bogie çalan adamı hatırlatıyor.^' Yanıma diz çöktü ve sordu. “İyi misin bebeğim?’’ Gülmeye başladım, ^jfihin tekerrür etmesi mi demiştim? Ama gülmemin sebebi, sadece du-komikliği değildi. Sadece bu olsaydı bastırabilirdim. Hayır, histeri jınıfina yaklaşmıştım. Kâbuslar, bebek hakkmdaki endişelerim, Stu’ya jjljnhislerini konusunda ne yapacağım, her gün yollarda olmak, kaslarım-jjl;i tutulmalar, ağrılar, annemle babamı kaybetmem, her şeyin dönüşü ıjimayanbir şekilde değişmesi... kıkırdamalarla başladı, ardından kontrol edemediğim histerik kahkahalara dönüştü.
“Bu kadar komik olan ne?’’ diye sordu Harold ayağa kalkarak. Her-lıalde o korkunç, erdemlilik taslayan ses tonuyla sormuştu, ama o sırada Harold’ı düşünmeyi bırakmıştım ve zihnimde Ördek Donald’m çılgınca t)ir görüntüsü belirmişti. Batı medeniyetinin kalıntıları arasında dolaşan Ördek Donald öfkeyle vakvak ediyordu; Bu kadar komik olan ne, ha? Ne? Komik olan ne? Ellerimle yüzümü örttüm ve herhalde Harold keçileri kaçırdığımı düşünene kadar güldüm, ağladım, güldüm.
Bir süre sonra ayağa kalkmayı başardım. Yüzümdeki yaşları sildim ve grtımı Harold’a gösterip, sıyrıkların ne kadar kötü olduğunu sormaya niyetlendim. Ama yapmadım, çünkü bunu İZÎN olarak görmesinden korktum. “Fran,” dedi Harold. “Bunu sana söylemek benim için çok zor.’’
“0 halde söylemesen daha iyi belki,” dedim.
“Mecburum,” dedi ve ona bağırıp çağırmadığım sürece hayır cevabını kabul etmeyeceğini anladım. “Frannie,” dedi. “Seni seviyorum.”
Bunu duyacağımı en baştan beri biliyordum sanırım. Benimle sadece yatmak isteseydi daha kolay olurdu. Aşk, sevişmekten daha tehlikeliydi vegiiç durumdaydım. Harold’ı nasıl reddedecektim? Sanırım nasıl söylenirse söylensin tek bir yolu var.
“Ben seni sevmiyorum Harold,” dedim.
Suratı bir anda düştü. “Sebep o, değil mi?” dedi ve yüzünde çirkin birifade belirdi. “Stu Redman değil mi?”
“Bilmiyorum,” dedim. Sinirlenmiştim ve sinirimi kontrol etmekte İler zaman başarılı değilimdir, sanırım annemden bana geçen bir özellik. AmaHarold’ın o anki ruh halini düşünerek sakin kalmaya çalıştım. Yine (leheran patlayabilirmişim gibi geliyordu.
“Ben biliyorum.” Sesi tizleşmiş, kendine acır bir tona bür “Hem de çok iyi biliyorum. Onunla karşılaştığımız gün anlamıştım olacağını anladığım için bizimle gelmesini istememiştim. Demişti |^j J'* “Ne demişti?”“Seni istemediğini! Benim olabileceğini!”
“Sana yeni bir çift ayakkabı verir gibi, değil mi Harold?”
Cevap vermedi, belki fazla ileri gittiğini anlamıştı. Biraz gayret rek Fabyan'daki o günü hatırladım. Harold’ın Stu’ya ilk tepkisi, bahçesj„ yeni bir köpeğin, yabancı bir köpeğin girdiğini fark eden bir köpek gj|j| olmuştu. Kendi bölgesine. Neredeyse Harold’ın ensesindeki tüylerindike^ diken olduğunu görmüştüm. Stu’nun o sözleri bizi köpek sınıfındançıkj rıp tekrar insan sınıfına sokabilmek için söylediğini biliyordum. Zatenyj. şanan da bu değil mi? Yani içinde bulunduğumuz bu cehennemi miicade. le? Eğer değilse neden zahmet edip nazik olmaya çalışıyoruz?
“Kimseye ait değilim Harold,” dedim.
Bir şeyler mırıldandı.
“Ne dedin?”
“Bu fikrini değiştirmek zorunda kalabilirsin.”
Dilimin ucuna ters bir cevap geldi, ama kendimi tuttum. Harold’ın gözleri uzaklara dalmıştı, yüzü ifadesizdi. “Onun gibileri bilirim,”dedi. “Bana inan Frannie. Futbol takımının kaptanlığını yapan ve oynamaya devam edebilmesi için öğretmenin en azından C vereceğinden emin olduğu için dersleri dinlemek yerine başkalarına ortaparmağını gösterip tüftüf atan tip. Onun gibiler kendini okulun yıldızı zanneder ve ponpon kızların en güzeliyle çıkar. İngilizce öğretmenin, sınıfın en iyisi olduğunu düşündüğü için kompozisyonunu yüksek sesle okuttuğu sırada osuran da bu tiptir.
“Evet, onun gibileri bilirim. İyi şanslar Fran."
Ardından çekip gitti. Aklındaki BÜYÜK. ETKİLEYİCİ gidiş olmadığından eminim. Sanki gizli bir hayali vardı ve ben de onu paramparçacı-miştim... hayali, arlık her şeyin farklı olduğuydu, gerçekse aslındahiçbiı şeyin değişmediğiydi. Onun için çok üzüldüm, gerçekten, çünkü giderkeı rol yapmıyordu. Ağır bir darbe almıştı. Ama Harold’ın hiçbir zaman anla yamayacağı şu: Önce kafasını değiştirmesi
,311ın da aynı kalacağını görmesi gerek. Korsanların define gömdüğü gibi ^(jjiers cevaplar ve patlamalar biriktiriyor.
Artık herkes geri döndü, yemek yendi, sigaralar tüttürüldü, Veronal
(benimki midemde erimek yerine cebimde) ve herkes uyumaya hazırlanıyor. Harold ile acı bir yüzleşme yaşadık ve içimden bir ses, hiçbir ^gyinçözülmediğini söylüyor. Artık neler olacağım görmek için Stu ve be-3İdikkatle izliyor. Bunu yazmak kendimi hasta ve sebepsizce kızgın his-jjltiriyor. Bizi izlemeye ne hakkı var? İçinde bulunduğumuz bu zor duru-3,udaha da kötüleştirmeye ne hakkı var?
Hatırlanacak Şeyler: Üzgünüm günlük. Ruh halimin etkisi olmalı, /aklıma hatırlanacak hiçbir şey gelmiyor.
Frannie yanına geldiğinde Stu bir kayanın üstüne oturmuş, puro içiyordu. Çizmesinin topuğuyla toprakta küçük bir çukur açmış, çukuru küllük niyetine kullanıyordu. Yüzü, güneşin batmak üzere olduğu yöne dönüktü. Bulutlar, kızıl güneş kendini gösterebilecek kadar aralanmıştı. Dört kadınla tanışıp aralarına almalarının üzerinden sadece bir gün geçmişti, ama çok daha uzun zaman olmuş gibi geliyordu. Arabalardan birini almışlar, motosikletlerle birlikte bir kervan oluşturarak doğuya doğru ilerliyorlardı.
Puronun kokusu Fran’in aklına babasını ve babasının piposunu getirdi. Anı, içini neredeyse nostalji kıvamına gelecek kadar hafiflemiş bir üzüntü hissiyle doldurdu. Yokluğuna alışıyorum baba, diye düşündü. Senin için sakıncası olacağını sanmıyorum.
Stu, ona döndü. “Frannie,” dedi içten bir memnuniyetle. “Nasılsın?” Fran omuz silkti. “İdare eder.”
“Kayayı benimle paylaşıp günbatımını izlemek ister misin?”
Kalp atışları biraz hızlanarak Stu’nun yanına oturdu. Başka ne için gelmişti zaten? Stu’nun kamptan ayrılıp gittiği yönü çok iyi biliyordu. Tıpkı Harold Glen ve iki kadının telsiz bulabilmek umuduyla Brighton’a gittiğini bildiği gibi (bu kez bir değişiklik olmuş, fikir Harold yerine Glen’den çıkmıştı). Patty Kroger kampa dönmüş, çatışma gazisi yol arkadaşlarıyla ilgileniyordu. Shirley Hammet gerçek hayata
lam tersi yöne gidiyor gibiydi. Öylece oturuyordu. Yemek yedirilirj^j, yordu. Tuvalet ihtiyacını gideriyordu. Sorulara cevap vermiyordu, g,. anlamda hayata sadece uykusundayken geliyordu. Yüksek doz Verona]' mış olsa bile uykusunda inliyor, bazen çığlık atıyordu. Frannie, zavalı^^’ dinin rüyasında ne gördüğünü tahmin edebiliyordu.
“Önümüzde uzun bir yol var gibi görünüyor, değil mi?” dedi Franajj Stu bir süre sessiz kaldıktan sonra, “Düşündüğümüzden dahauzai- , dedi. “O yaşlı kadın artık Nebraska’da değil.”
“Biliyorum...” diye başladı Fran ve dudaklarım ısırarak sustu.
Stu hafifçe gülümseyerek ona baktı. “İlacınızı aksatıyorsunuz,!,, nımefendi.”
“Sırrım açığa çıktı,” dedi Frannie şapşalca gülümseyerek.
“Sadece biz değiliz,” dedi Stu. “Bugün Dayna ile konuşuyordum fe. mini ondan her duyuşunda olduğu gibi Fran’in içi korkuyla karışık kıskanç. Iıkla doldu) ve Susan’ın da kendisinin de hapı içmek istemediğini söyledi.” Fran başını salladı. “Sen neden içmeyi bıraktın? Sana... o yerde ilaç mı vermişlerdi?”
Stu toprakta açtığı çukura külünü silkeledi. “Sadece geceleri hafif sakinleştiriciler, hepsi o kadar. Beni ilaçla uyuşturmalarına gerek yoktu. Güvenli bir şekilde kilit altındaydım zaten. Hapları içmeyi üç gece önce bıraktım çünkü... bağlantının koptuğunu hissediyordum.” Bir an düşündükten sonra konuşmaya devam etti. “Glen ve Harold telsiz bulmaya gitti, bu gerçekten iyi bir fikirdi. İki yönlü iletişim ne içindir? Teması sürdürebilmek için. Arnette’teki arkadaşım Tony Leominster’ın Scout’undadabiı tane vardı. Harika bir cihaz. İster arkadaşlarınla konuşursun, ister başın dertteyken yardım istersin. Bu rüyalar da insanın beyninde telsiz olmasına benziyor, ama şimdi hatta arıza var, sadece alabiliyoruz.”
“Belki hat sağlamdır,” dedi Fran yavaşça.
Stu, ona şaşkınca baktı.
Bir süre sessizce oturdular. Güneş, ufkun gerisinde kaybolmadan önce kısa bir süre için vedalaşmak istercesine bulutların arasından süzülüyordu. Fran ilkel insanların ona neden taptığını şimdi daha iyi anlıyordu, Neredeyse boş olan koca ülkenin devasa sessizliği günbegün üzerine çöküp ağırlığıyla gerçekliğini beynine kazırken güneş ve ay da daha büyük,
önemli görünmeye başlamıştı. Daha kişisel bir hal almıştı. Gökyü-jjpje patlayarak ona çocukluğundaki gibi bakıyorlardı.
"Her neyse, bıraktım işte,” dedi Stu. “Dün gece rüyamda yine Kara ^dam'ı gördüm. Şimdiye kadar gördüklerimin en kötüsüydü. Çölde bir ^.jrlerde hazırlık yapıyor. Sanırım Las Vegas’ta. Ve Frannie... galiba insan-İ3fi çarmıha geriyor. Ona sorun çıkaranları.”
"Ne yapıyor dedin?”
"Rüyamda öyle gördüm. 15. Otoyol’un yanı sıra uzanan, ahır tahtalarından ve telefon direklerinden yapılmış çarmıhlar vardı. Üstlerinde de
insanlar.”
“Sadece rüya,” dedi Fran huzursuz olmuş gibi.
"Belki.” Dumanı içine çekti ve batıdaki kızıla boyanmış bulutlara Iraklı. “Ama kadınları esir eden manyaklarla karşılaşmamızdan önceki iki eece rüyamda kendine Abagail Ana diyen kadını gördüm. 76. Otoyol’un kenarına park etmiş eski bir kamyonetin yolcu koltuğunda oturuyordu.
Ben tek kolumu pencereye dayamış halde yolda ayakta duruyordum. Tıpkı şimdi seninle konuştuğum gibi doğal bir şekilde onunla konuşuyordum.
Onları daha hızlı ilerletmelisin Stuart; benim gibi bir ihtiyar toptan baharat satış fiyatları yapabiliyorsa senin gibi Teksash çetin bir ceviz hayli hayli yapar.’ ” Stu gülüp purosunu yere attı ve topuğuyla ezdi. Yaptığının farkında değilmiş gibi dalgınca bir hareketle kolunu Frannie’nin omzuna attı.
“Colorado’ya gidiyorlar,” dedi Fran.
“Bence de.”
“Dayna veya Susan, onu rüyasında görmüş mü?”
“İkisi de görmüş. Susan dün gece tıpkı benim gibi çarmıha gerilen insanlar da görmüş.”
“Yaşlı kadının yanında artık pek çok insan var.”
Stu başını salladı. “Yirmi kişi, belki daha da fazla. Neredeyse her gün insanların yanından geçiyoruz. Sinerek geçip gitmemizi bekliyorlar. Bizden korkuyorlar ama o... onun yanına gelirler bence. Kendi seçtikleri zamanda.”
“Veya diğerine katılırlar,” dedi Frannie.
Stu başını salladı. “Evet, ona da gidebilirler. Neden Veronal içmeyi '»faktın Fran?”
bolu satılık daire sundu..
