replika saat ve varlık bilgileri67

 replika saat


replika saat ve varlık bilgileri67 sizlere en güzel yaızlarımızı yazan replika saat diyorki Thürese’in ona mevcut olinıı,|n şeklulıı Nitekim namevcudiyetin anlam laştması için, Pierre'ın | tun nuınasebetleıınin korunmuş olması gerekir; onu sevmekledir dır, onun geçimini sağlamakladır, vs. Özellikle de naraevcudıyeı i'n-^ı varoluşuımn korunmasını varsayar; ölüm bir namevcudiycı deji|j,| ötürü l'ıerre’den Thıiröse’e uzanan mesafe onların karşılıklı olarakU mevcut olmalarına ilişkin temel olguyu hiçbir şekilde değişıırııa;z Nü mevcudiyeti l’ierrc’in bakış açısından ele alacak olursak, onunya]] dünyanın ortasındaki nesne-başkası olarak varolması anlamına Picrre’in, l İK^tt.sc için kendisini bir özne-başkası içinmiş gibi vamlur anlamına geldiğini görürüz. Birinci şıkta mesafe olumsal kılınnıı^iır PK dünyanın Bütünlük olarak “var”olmasını sağlayan ve mesafeyi varedaı rak mesalesizcesine bu dünyada mevcut olmasından ibaret lenıdıij ten hiçbir anlam taşımaz, ikinci şıkta, Pierre nerede olursa olsunH mesafe olmaksızın varolduğunu hisseder; Therese, ondan uzakla5tı|ıj kendisi arasında bir mesafe açtığı ölçüde ona mesafelidir; dünya lumİ birbirleı inden ayırmaktadır. Ama Pierre, Therese'ın varlık kutiılııi içindeki nesne olduğu sürece, Therese için mesafesizdir. Dolayısiiiı| hiçbir şıkta bu özsel ilişkileri değişikliğe uğralamaz. Mesafe isterbuıli çük olsun nesne-Pierre ile özne-Therese arasında, nesne-Thcrescıkiİ arasında bir dünyanın sonsüz kalınlığı vardır; özne-Pierre ılenesııe-U sında, özııe-Thörese ile nesne-Pierre arasında hiçbir mesafe yokttıtS pirik namevcudiyel ve mevcüdiyet kavramları, Pierre’den se’den Pierre’e yönelen lemel bir mevcudiyetin iki özelliğitlii';hb"^ ya da bu tarzda ifade etmekten başka bir şey yapmazlar ve anöbj kazanırlar. Pierre Londra’da,
,ud,yet olmaktan çıkacaktır. Çünkü bir varlık yerlerle olan münasebetine er.-boylam derecesine göre konumlanmış değildir: insana özgü bir mekar.ır. .ç.-.-de,“Guermantes’ların tarafı" ile “Swann’larm tarafı” arasında konümlanır ve .ç n-dc konumlandığı bu “güzergahsal” mekânı yaymasına imkân %'eren şe> de SM'iinn'ın, Guermantes düşesine dolaysız mevcudiyeti olmasıdır. Bu mevcudıye-.ışkmiık içinde gerçekleşir; aşkınlık içinde, Fas’taki yeğenime mevcut oirnarr.d;r kıbeni dunya-içinde-konumlandırır ve Fas Yolu diye adlandırılabilecek olan yolu benimle onun arasında yaymama imkân verir. Gerçeklen de bu yol, ’ıçır, var-lık'ımla bağlantı halinde algılayabileceğim nesne-başkası ile mesafesızcesine bana mevcut olan özne-başkası arasındaki mesafeden başka bir şey değildir Ek-yy-lece aşkın öznelerin dolaysız mevcudiyetiyle bağlılaşım halinde beni benim dünyamın nesnelerine ulaştıran yolların sonsuz çeşitliliğiyle konumlanmış orarom Ve dünya bütün varlıklarıyla birlikte bana aynı anda ve topluca venimış olduğundan, bu yollar yalnızca kullanılabilir araçsal bileşimler birlikteliğim temsı' ederler; bu birliktelik dünya fonu üzerinde esasen örtük bir biçım.de ve gerçekten içerilen bir nesne-başkasmın “buradaki" kimliğiyle bu fonda görünrr.esine imkân verir. Ama bu açıklamalar genelleştirilebilir; kökensel mevcudiyet fonu ûzenndebana nispeten namevcut ya da mevcut olanlar yalnızca Pıerre. Rene.
[ Luden değildir; çünkü onlar beni konumlandırmaya tek başlanna katkıda bu-I lunmazlar: kendimi aynı zamanda da Asyahlara ya da zencilere nispeten A-.t-z-^ palı, gençlere nispeten yaşlı, suçlulara nispeten yargıç, işçilere nispeten burjuva vs, olarak konumlanm. Kısacası her insan-gerçekliğı yaşayan her insana nıspe len kökensel mevcudiyet fonu üzerinde mevcut ya da namevcuuur Ve bu kc ^ kensei mevcudiyet ancak bakılan-varlık olarak ya da hakan-varlık olarak, yat I başkasının benim için nesne olmasına ya da benim-kendimin başkası-içm-nesr ! olmasına göre anlam taşıyabilir. Başkası-için-varlık benim insan-gerçekligim • değişmez bir olgusudur ve ben onu olgusal zorunluluğu içinde, ben-kendi , uzennde oluşturduğum en ufak düşüncede bile kavrarım. Nereye gidersem deyim, ne yaparsam yapayım nesne-başkasına olan mesafelerimi değişiirmeku ^ fasına doğru giden yollara sapmaktan başka bir şey yapmam. Uzaklaşm ^ yaklaşmak, falanca tikel nesne-başkasını keşfetmek, başkası-için-varlığımm t 'bennde ampirik değişimler gerçekleştirmekten ibarettir. Beni nesne h j ^ ^ başkası, her yerde kendisine mevcut olduğumdur. Bunı
\olunum uMünde karşılaşageldiı^im İm ii.mi, havkasmin dnvu kouusuuvla pekala yanılabilirim. Yohl.» ban.» dog,u
m go/edeveıun bir adam olduğunu sanabilir ve soma bunun inşat, ' Clüm bil ajliK gOvdesi olduğunu keşfedebıluım Inmıın büiün ın^j^'J'! mcu'udıvelun. bıııün insanların bana ım-veuı olmaları bu yüzden dç '* nu: Cui'kü deneyimimin alanı içinde bıı msamıı lursnc olarakbe^”' ıns.mlann tvaı'l (iMıığıınu öğreten şey değildir başkasının varoluşuna sin kanaatim bu deneyimlerden bağımsızdır ve lersine bu deneyim^] kılan da bu kesin kanaattir. O zaman bana görünen ve üzerinde şev ne başkasıdır, ne de başkasıyla aramdaki gmçek ve somut insimi temsil etmesi mümkün olduğu gibi temsil etmemesi de ''bünıjaln”dır. Yalnızca muhtemel olan şey başkasının mesafesi ve sal komşuluğudur; yani onun nesne olma vaslı ve benim açığa çıkıp,:,^ dtğım dünyaya aidiyeti, sadece bizatihi belirişnnie bir başkasını göriv. ğım ölçüde şüpheli değildir. Yalnız bu nesnellik “dünyanın herhanç;'-. deki başkası” olarak dünyanın içinde erir; nesnc-başkası, öznelığ-^ı, masının bağlılaşığı olan görünme olarak kesindir; ama başkasının ması asla kesin değildir. Ve aynı biçimde temel olgu, yanı bir nesne-varlığım da dûşünümsel apaçıklıkla aynı türden bir apaçıklık ^ bir fonun aynşımsızlığı içinde boğulup kalacak yerde şu belirli andaca başkası için dünya fonu üzerinden “buradaki'' olarak kopup aynlnucs apaçıklık taşımaz. Herhangi bir Alman için şu anda nesne olarakvarold^ sindir. Ama acaba Avrupalı, Fransız, Parisli kimliğiyle ve bu topluluür: sizliği içinde mi varolmaktayım, yoksa Paris halkının ve Fransız lopa kendisine fon oltışltırmak üzere birdenbire çevresinde dûzenlendikleniı li olarak mı? Bü nokta hakkında hiçbir zaman muhtemel bilgilerden^ şey elde edemeyeceğim, kaldı ki bu bilgiler sonsuzcasına muhıenıeloi^ Şimdi anık bakışın yapısını kavrayabiliriz; hor bakışta, benimalş*' içinde somut vc ınubıemel mevcudiyet olarak bir nesne-başkasıvaıdıi'*' kasının bazı tavırları vesilesiyle, utanç, içdaralması, vs. aracılığıyla ”ımı kavTamaya ben-kendim karar veririm. Bu “bakılan-varlık o somut “burudaki"
(I,, İM-ı .'.am.m hana mcv( ııl olmasının icmd kesinliğinden devşirir, İnsanlık du-lUiTiıımıııı, yaşayan bütan olekı insanlar için nesne olmamın, milyonlarca bakış .ılıınıla ve hcnım hendımden milyonlarca kez kurtularak arenaya atılmış bulun-nuııım mhiuu deneyimim, benim evrenim içinde bir nesnenin belirmesi vesilesiyle vı; 1)11 nesne hır hilınç içm farklılaşmış buradaki olma vasfıyla şu anda muhıe-niflriı nesne olduğumu bana gösterirse gerçekleştiririm. Bakış adını verdiğimiz Icnomenın taırıaını budur İler bakış, yaşayan bütün insanlar için varolduğumu-211, yanı İrenim kendileri için varolduğum bilinç(ler)in bulunduğunu somut bı-çinule -ve ctrgık/nun yadsınamaz kesinliği içinde— bize duyumsatır. Bu bakış içinde hana mevcut olan tizne-başkasmın kendini çoğulluk formu altında vermediği gibi zaten birlik olarak da vermediğini (tikel bir nesne-başkasıyla somut mü-nascbeli dışında) iyice vurgulamak üzere “ler”i parantez içine alıyoruz. Gerçekten dc, çoğulluk yalnızca nesnelere aittir, dünyalaştıran bir kendi-içinin ortaya çıkmasıyla varlık kazanır. Bizim için nesne(Ier)in belirmesini sağlayan bakılan-var-hk, bizi sayılmamış bir gerçeklikle karşı karşıya getirir. Bunun tersine, baktığım anda, bana bakmakta olanlar, öteki bilinçler, çokluk halinde yalıtılırlar. Öte yandan, somut deneyim vesilesiyle bakışa arkamı dönerek insan mevcudiyetinin son-suzlarksızlıgını hoşlukla düşünmeye ve onu asla nesne olmayan sonsuz özne kavramı altında birleştirmeye çalışırsam düpedüz formel bir nosyon elde ederim; bu nosyon, başkasının mevcudiyetine ilişkin mistik sınavların sonsuz bir dizisine göndermede bulunan, kendisi için varolduğum her yerde mevcut ve sonsuz olan Tanrı nosyonudur. Ama bu iki nesneleştirmede de, yani somut ve sayan nesne-leştirmegıbi birleştiren ve soyut nesneleştirmenin her ikisinde de duyumsanmış gerçeklik, yanı başkasının sayı-öncesi mevcudiyeti eksiktir. Bu birkaç açıklamayı daha somutlaştıracak olan şey, herkesin yapabileceği şu gözlemdir; bir rolü canlandırmak ya da bir konferans vermek için “halk önüne” çıkmamız gerektiğinde bakıldığımızı gözden kaçırmaksızın yerine getireceğimiz edimler bütününü bakı 5inmwudiyeiinde gerçekleştinriz, dahası bu bakış için bir varlık ve bir nesnele bütünlüğü oluşturmaya çalışırız. Ama bakışın sayımını yapmayız. Yalnızca gelış urmek istediğimiz düşüncelere dikkat ederek konuştuğumuz ölçüde başkasını BevLudiyeıi farksız olarak kalır. Bu mevcudiyeti ''sınıf', “dinleyici topluluğu", \ Mklar altında birleştirmek yanlış olur; gerçekten de kolektif bir bilince stihı somutvebireyleşmiş bir varlığın bilincine sahip değiliz; bunlar daha sonra den..replika saat yazdı..