baharat fiyatları ve islam savasları

baharat fiyatları ve islam savasları

 evet arkadasalr sizlere bugün baharat fiyatları yzılarını yazdı ve baharat fiyatları diyorki Yazar 1950 yılında Erzurum ili Hınıs ilçesinde dünyaya geldi. Devrin büyük âlimlerinden müteveffa Hafız Mustafa Efendi, Müderris Molla Fahrettin Efendi ve Şark ulemasından babası Hınıs Merkez Cami-i Kebir imamı müteveffa El Hacc Şeyh Ahmet Efendi’den Sarf, Nahiv, Fıkıh, Kelâm, Akaid ve Hadis dersleri aldı. Henüz 18 yaş civarında iken tam 90 şer’i kitabı okuyarak, çoğunu hıfzetti.
Daha sonra Sosyal Bilimler Fakültesi ve İlahiyat Fakültesini bitiren yazarın;
Soyu Neseb’en Sahabelerden Halk bin Velid’e dayanır.
Anne tarafından dedesi (Varto) Rındalı şeyhi ismiyle maruf Molla Yusuf oğlu Elhac Şeyh Bahaettin Efendi Hazretleri’dir. Anne Annesi Mariye hanımdır.

Annesinin baba tarafından künyesi şöyledir: Şeyh Bahaeddin ef-b. Seyda-i molla Yusuf-b. Şeyh Musa- b. Şeyh Muhammed-b. Şeyh Ömer-b. Şeyh Haşem- b. Şeyh Miray (şeyh miro)- b. Şeyh Osman
Annesinin anne tarafından dedesi ise; 1925 yıllarında Varto müftüsü iken vefat eden şeyh molla Halit-i gümgüm-i hazretleridir.
Yazarın baba tarafından dördüncü atası Şeyh İbrahim Paşa olup, Erzurum merkezde külliye, cami ve vakıfları mevcuttur.
“Müderris, Araştırmacı, Yazar” eserlerinde büyük atası olar şlEYH SALİH ismine izafeten mahlas olarak “İhsan SALİH SA JhOĞLU” ismini kullanmaktadır.
Baba tarafından Künyesi: İhsan Salih Salihoğlu. b. Şeyh. Ahme b. Şeyh Mustafa. - b. Şeyh M. Emin - b. Şeyh İbrahim Paşa - b. Şe^ bdullah. - b. Şeyh Abdurahman - b. Şeyh Hanifı. - b. Şeyh Salı al. ene...
Tarih boyunca insanlar arasında ilimde çok ileri gitmiş, nam salmış, kahraman olmuş, efsaneleşmiş, geçmişte aralarında yaşadığı toplumlarm hayranlık ve sevgisini kazanmış ve gelecekte de insanların kalbinde taht kurmuş nice insanlar olmuştur; bunun karşısında yaptıkları insanlık dışı zulümlerle ve tahriplerle de geçmişin ve geleceğin lânetlenmiş insanları olarak tarih sahnesinde yer almış kişiler de daima olmuştur ve olacaktır. Zira;
Hak ile bâtıl mücadelesi Âdem’den (as) kıyamete kadar devam edecektir.
İlimde tüm evliyanın şahı olan Hz. Ali (r.a.) kahramanlık yönüyle de tarihte destanlar yazan nice insanları geride bırakıp Allah’ın Aslanı ve Allah’ın Kılıcı unvanlarını alarak tarih eskidikçe o günden güne tazelenen, çoğalan bir muhabbet ve hayranlık uyandıran ilgi alâkayla daima gündemde kalacaktır Zira;
O, Resûlullah’la kardeş olmuş,
Hem Aşere-i Mübeşşere’den,
Hem ilmin kapısı.
Hem Sahabe-i Kiram’dan,
Hem 4. Halife, Hulefa-i Raşidin’den,
Hem Allah katında değer sahibi,
Hem evliyaların şahı, kutupların reisi.
Hem bir fikir adamı, (Muhakeme gücü yüksek bir düşünür). Hem Resûlullah’ın gerçek dostu, amcasının oğlu, damadı. Hem bileğine, hem yüreğine güçlü.
Hem sultanu-1 Eshiya (cömertlerin sultanı).
Hem öldükten sonra da tasarrufu devam eden, ilmin kapı^ daha nice vasıflara sahip yüce bir insan Allah ebeden razı olsun
Böyle bir zat olunca da onu gerek hak, gerekse bâtıl fırkalar
hiplenmek, kendilerine mâl etmek, kendilerinden gösterme gayr^^ leri içine girmişlerdir. Bu geçmişten günümüze böyle olmuş ve bun dan sonra da böyle olacaktır. Burada önemli olan Hz. Ali (r.a.) bir zatı severken de, yererken de ifrat ve tefrit noktalarına çok dik kat etmektir.
Bu zat hakkında piyasada birçok kitap mevcuttur. Hakikat noktasında sahih eserler olduğu kadar aşırılığa kaçmış ifrat ve tefride girmiş, olmayacak iddia ve tezler içeren bazı eserleri görmek de mümkün.
Siyasallaşmış gruplar içinde yer alan bazı zevatın güya Hz. Ali aşkını dillerinden eksiltmedikleri, Ehl-i beyt (Ali beyt) sevdalısı gibi görünüp, Hz. Ali’nin (r.a.) yaptığı hiçbir ibadeti yapmayan, gittiği yoldan gitmeyen, Resûlullah’ı ve diğer 3 büyük halifeyi kabullenmeyen, Resûlullah’a (haşa) iftira atan, başka ibadethaneler (sözde) isteyen Marksist -Leninist - komünist grupların talep ve iddialarının tercümanlığını yapan kaynaklara ve eserlere de dikkat edilmesi müminlerce gerekmektedir.
İşte biz burada vasıflarını saymaktan âciz kaldığımız, Allah’ır Aslanı Hazret-i Ali (r.a.) hakkında dilimiz döndüğünce, bilgimiz e verdikçe anlatmaya çalışacağız. Bu çalışmayı yaparken yine him meti önce Allah’tan sonra da Hazreti Ali’den (r.a.) talep ederek yol; çıkacağız. Evliyalara yol gösteren de o idi. İnşallah bizlere de itidal elden bırakmadan doğru kaynağından sizlere bu eseri sunma him metini gösterecektir, bizlere de ışık tutacaktır.
Bu kitapta kronolojik olarak tarihte bir gezi yapacağız. Öne “Hazret-i Ali kimdir, neler yapmıştır, ilmi derecesi nedir, tarihe nas not düşmüştür?” vb. gibi meseleleri tahkik edip inceledikten sonr analizim yapmaya çalışacağız. İnşallah
Şunu da belirtelim ki; insanların inançları, düşünceleri, fikir v yorumlan, siyasi duruşları bizi fazla da ilgilendirmemektedir. Herkesi fikrine (ifratjoksa) saygı göstermek görevimizdir. Ancak Hz. Ali’ni
bu eserimizi yazarken birbirinden ayırmadan bu yüce iki zatm yolculuğuna şahitlik etmeye çalışacağız.
Allah’ın koyduğu temel prensipler, Resûllulah’ın çizmiş olduğu sırat-ı müstakim yolundan çıkmış, gayesi din olmayan, tamamen din-i mübin-i İslâm’ı tahribe çalışanlara karşı da ne dilimiz ne de kalemimiz susmayacak ihkak-ı hak için elimizden gelen irşad görevini sonuna kadar yapmaya çalışacağız.
Bunu yaparken de 1400 yıldan bu tarafa gelen sahih nakiller, kaynaklar temel başvurumuz olacaktır. Bu eserde olduğu gibi —165 kaynağın ışığında bu eser yazıldı— şüphe dahi duyduğumuz hiçbir eser, hiç bir ka}Tiak ve İlmî olmayan yapıtlara tevessül etmeden büyük bir gayret ve araştırma sonucu bu çalışmamızı inşallah tamamlayacağız.
Teşekkür
Beni bu çalışmaya yönelten ve bu çalışmayı talep eden, böyle bir hayırlı işe vesile olan Çelik Yayınevi kurucusu Sn. Zekeriya Beyefendiye de derin şükranlarımı bildirmek isterim.
“Siyer”, Arapça “sire” sözcüğünün çoğulu olup, genelde Peygamber (a.s.mO’in hayatını (hal tercümesini) anlatmak için kullanılır. Zaman içinde: Soy dizini, doğumu, çocukluğu, gençlik yılları, peygamberliği, Mekke ve Medine’de meydana gelen olaylar ve gerçekleşen savaşları da içine alacak şekilde, doğumundan ölümüne kadar Hz. Peygamber (a.s.m.)’in hayatından söz eden kitaplara “Siyer-i Nebi”, “es-Siretü’n-Nebeviyye” veya kısaca “Siyer” adı verilmiştir.
Siyer ile sıkça beraber kullanılan ve savaş, savaş yeri, savaş menkıbesi anlamlarını ihtiva eden “Meğâzi” kelimesi vardır. Hz. Muhammed (a.s.m.)’in savaşlarının anlatıldığı kitaplara da aynı ad verilmiştir.
İzahlardan da anlaşılacağı üzere siyer, daha genel, meğâzi ise daha dar anlamı ifade eder. Ancak bu iki isim sık sık karıştırılmış ve birbirini ifade edecek tarzda kullanılmıştır.
Bazı meğâzi tüıii eserler, siyer kaynakları gibi, Hz. Peygamber (a.s.m.)’in hayatından bütünüyle bahseder ve Siyer-i Nebi türü eserleri andınrlar. Ancak çoğunlukla meğâzi türü eserler. Peygamberimizin savaşlarını asıl olarak ele almışlardır.
Siyer, bir yönüyle Hadis’e bir bir yönüyle de İslâm tarihinin içine girmiştir. Gerçekten siyer, Hz. Peygamber (s.a.s)’in söz ve davranışlarından bahseden hadis ilminin bilinmesini gerekli kıldığı gibi; O’nun hayatının her safhasından bilgi vermesi itibariyle de İslam tarihinin bir bölümünü oluşturur. Nitekim İslâm âhmlerinin çoğu, siyerden itibaren İslâm tarihini bir bütün halinde ele almışlar ve eserlerinde, Hz. Peygamber (a.s.m.)’in hayatından -hattâ öncesinden- başlayarak İslâm tarihi ile ilgili olayları, yaşadıkları döneme kadar anlatmışlardır.
Siyer’in kaynakları arasında ilk sırayı, nüzulünden itibaren hiçbir tahribat ve tahrifata uğramamış olan Kur’ân-ı Kerim alır.
Kaynaklarda ikinci sıra hadis-i şeriflerindir. Özellikle Hz. Peygamber’in Medine’de geçirdiği hayata ait bilgiler, hadislerde bütün ayrıntılarıyla bu-lunabihr. Bu iki kaynak, İslâmi ilimlerin her dalında olduğu gibi. Siyer için de vazgeçilmez kaynaklar durumundadır.
Biz burada Evvela Hz. Ali (r.a)’yı dinleyelim.
“Resulullah’a ne kadar yakın olduğumu, onun katında nasıl bir mertebeye ulaştığımı bilirsiniz. Çocuktum henüz, o beni bağrına basardı. Yatağına alırdı. Vücudunu bana sürer, beni koklardı. Lokmayı çiğner, ağzıma verir, yedirirdi. Ne bir yalan söylediğimi duymuştur, ne bir kötülük ettiğimi görmüştür. Ben her an deve yavrusu nasıl annesinin ardından giderse onun ardından öyle giderdim. O her gün
Ebu Talip çok cömert ve misafir perver bir insandı binlerce insanı o ağırlar ye<lirir, içirir, izzet ikramda bulunur, gönden*^'* Kureyjj kabilesi bir dönem şiddetli bir ekonomik sıkıntıya düşmüştü
■ygamber (a.s.m.) hemen amcaları Hz. Ahl^
bunalım sırasında Hz. Peyga
ve Hz. Hamza’ya Ebu Talipe bu sıkıntılı döneminde yardım ve desj ? olmalarını önerdi. Bu öneri üzerine beraberce Ebu Talip’in yanına tiler. Niyetlerini açıkladıklarında,
Ebu Talip; “Akil’i, bana bırakmda istediğinizi alın" dedi. Böylece Abbas: Talip’i, Hamza; Cafer’i yanına alırken. Hz Peygamber (a.s.m.)(jç yanma Ali’yi aldı ve onlara şöyle dedi: “Ben yüce Allah’ın size vermeyip benim için sizin üzerinize seçtiği kişiyi, yani Ali’yi seçtim.”
Böylece Hz. Ali (r.a.), amcasının oğlu Muhammed'in (s.a.v.) evin,, taşınarak onun gözetimine girdi. Kişiliği bu evde keskin batlarıyla be. lirmeye başladı. Ömrünün son anlarına kadar da Peygamber’den hiç ayTilmadı. Hz. Peygamber’in (a.s.m.) Hz. Ali’ye (r.a.) verdiği önem eko-nonıik bunalım dönemi ile sınırlı kalmadı. Bu da bize Hz. Peygamberin başka bir şeyi amaçladığını gösterir.
Hz. Peygamber (a.s.m.) onu kendi gözetiminde eğiterek özel yü-kümlülükleri için hazırlamak istiyordu. Bu yetişmişlik sayesinde Hz. Ali (r.a.) Son Peygamber’in şeriatım korumaya ilişkin büyük bir İlâhî fonksiyonu gerçekleştirme imkânını elde edecekti. O İlâhî fonksiyon İd, yüce Allah onun için yarattıklarının en hayırlısı ve kullarının en seçkinini görevlendirmişti.
İşte biz bu kitapta Hz. Ali (r.a.)’nin hayatını anlatırken Hem Siyer, hem meğâzi yönüyle hayatının tümünü ele almayı uygun gördük. Bu kitap a>mı zamanda O’nun hayatının her safhasından bilgi vermesi itibariyle de tıpkı Resulullah asm’in hayatında olduğu gibi İslam tarihi-ninde Önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
Zira Hazreti Ali’nin hayatı Peygamber Efendimiz’in hayatıyla aynı parelellik arz etmektedir. Onun içindir ki belki hayat hikayesi açısından tarihte Peygamber Efendimiz’den sonra Siyer etiketi en çok Hz. Ali (r.a.)’ya yakışmıştır diyebiliriz.
Hz. Ali (r.a.) vefatına kadar, ondan hiç ayrılmamış kaldı ki; çocukluğundan ondan ayrılışına kadar geçen zaman içinde Resulullah’m “kardeşim” hitabına mazhai’ olmuştur. Onun için Hz. Ali’nin hayatıyla Peygamber Efendimiz’in hayatını birlikte ele alareık tarihe de bir not düşmüş oluyoruz.
Bunu yaparkende başta Kur’an-hadis-sahabe şahitliği Siyer-i Ali kaynaklan arasında ön sırada yer almış olup, ayrıca 165 sahih kaynağın delaletiyle bir hal tercümesi yani (SİYER) oluşmuştur.
Zaman içinde: Soy dizini, doğumu, çocukluğu, gençlik yılları, hali feliği, Mekke ve Medine’de meydana gelen olaylar ve gerçekleşen savaş lan da içine alacak şekilde, doğumundan ölümüne kadar Hz. Ali (r.a.)’i) hayatından söz eden bu eser meydana gelmiştir.
Şecere-i Âdem’in en değerli semeresi bulunan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şeceresini tanımak, her Müslüman için bir vazifedir. Biz de onla başlarız.
Hz. İbrahim (as) dört kere evlenmiştir ve bu izdivaçlardan on üç evlâdı dünyaya gelmiştir. İlk evliliği Hz. Sâre validemiz ile olmuştur. Hz. Sâre çok asil ve fedakâr bir hatun idi. Yaşı ilerlediği hâlde uzun müddet çocuğu olmamıştı. Aile içindeki bu boşluğu doldurmasını Cenâb-ı Haktan dileyen Hz. İbrahim (as),
“Rabbim! Bana sâlihlerden bir çocuk bağışla.”'
Diye niyazda bulunmuştu. Eşi Hz. Sâre bu eksikliği hissetmiş câriyesi bulunan Hâcer’i Hz. İbrahim’e hediye ederek bir asalet neği göstermişti.
Bu evlilikten Hz. İsmail (as) dünyaya geldi. Bu sırada him (as) doksan dokuz (99) baharat fiyatları yaşında bulunuyordu
İbrahim Aleyhisselânı yüz on iki (112) yaşına Cenâb-ı Hak bu kez Hz. Sâre yolu ile İshak isminde bir o|u\ ^ kendilerine ihsan ett
Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm, Allah-u Teâlâ’ya, “Bana ihtiyarlığıma rağmen İsmail ve İshak’ı bah.^ Allah’a hamdolsun!” ^ diyerek Allah-u Teâlâ’ya hamd ve şuv Hz. İsmail’in on iki evladı oldu.
Bunlardan en büyüğü Nabit ismindeki oğludur. Resûl-i Ek (s.a.v.) şerefli soyu bu oğlu vasıtası ile Hz. İsmail’e ulaşmakta mail (as) ile Peygamberimizin 20. batında dedesi bulunan arasında kırk tane ata
Had: Bu 3 erkek çocuğunun anneleri Hâledir. Haris adındaki oğlunun annesi Semrâdır.
Ebû Leheb (Abdül-uzza): Bunun annesi Lübnid Kızlan: Şifâ, Hâlide, Zaife, Rukayye ve Hayye’dir. Safiyye adındaki kızlarının annesi de Kale’dir. (H öz kardeşidir).
işte Hz. AJi (r.a.) bu şecerenin en nurlu hulkas,^ en Resûlullah (s.a.v.) ile amca çocuğudur.
eden Resûlullah (s.a.v.) ile amca çocuğudur.
Hz. Âdem ve Hz. İbrahim’le başlayan ve devam eden î\i halkası İki Cihan Güneşi Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.)^^S ermiş ancak bu din-i mübin-i İslâm'ın kıyamete kadar
vamhhğı Resûl-i Ekrem efendimiz’in (s.a.v.) uurani nesliyle ol Cenab-ı HakTtâlâ Hazretleri, Resûl-i Ekrem Efendimi?;^^^ 3 tane erkek evlât vermesine rağmen onları bu dünya hengânig^^ bırakmayıp, yüce katma almıştır.
Peygamberimizin (s.a.v.), Hz. Hatice’den ikisi erkek, dördü ^ mak üzere altı çocuğu oldu.
Peygamberimizin Erkek Çocuklarının İsimleri Kasj^ Abdullah ve İbrahim’dir.
baharat fiyatları yazdı ve sundu..