baharat fiyatları ve islam savasları38
evet arkadasalr sizlere bugün baharat fiyatları yorulmadan bıkmadan yazmaya devam ederken baharat fiyatları dediki Nahle Vadisi’nde Allah’ın Resûlü’yle birlikte ibadet edr Babam Ebu Talip çıkageldi. “Ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Resûlü de babamı imana davet etti. Babam şu karşıbğt ver - Bu din nasıl bir din?- Bu Allah’ın dini!Bu meleklerin dini,Bu peygamberlerin dini,Bu babamız İbrahim’in dini,Allah bu dini bütün kullarına gönderdi. Ey amca ğim, doğru yola davet edeceğim kimselerden en lâyık Rana vardımcı ol. Benim hak ptAncak Ehu Tah/>, “nu yaptırınız i^ite hir kötülük olrnadıj^, ir kötülük yok Vallahi ben safi oldukça
söylediklerinizde de hir kötülük yak Vallahi ben saA oldukça .C' '*’*' ruyacağınt ama Beni kendi hâlime bırakın. Bana karışmayın"^!*'<* İşte böyle başladı İslâm'ın caddesinde ilk yürüyüşler ve
ilk etapta kırk kişiBir gün Peygamber efendimizin (s.a.v.) eşi Hz. flatice ve Ali birlikte gidip Hacerü-I Esved önünde yanı başındaki putlara kadar değer vermeksizin secdeye kapanıyorlar. Ve puta tapanlaj|' şaşkın bakışları arasında: '“AJİah’tan başka ilâh yoktur!" diye nida ettiler. Bu haykı,.
o Kabe’de bulunan putçuîarı dehşete düşürdü. Ne oluyordu? Taı,^^ lan Baal, Hübel ve daha nice putlarının yanında bunlar ne cesareti^ “Allah'tan başka ilâh yoktur!” diyebiliyorlardı?
Ancak Resûlullah ve beraberindekiler dua ve ibadetlerini bitif, miş vakar içinde Kabe’den çıkıp gidiyorlardı.
Hz. Ali putlara hiç tapmadığı gibi bu hakaretiyle de putlara ilı^ hakaret eden kişilerden oluyordu.'^
Yine bir gün ResûluUali’la birlikte Kabe’ye giden Hz. Ali, Resûlullah’in emri üzerine sırtına basarak çıkıyor ve putları tek tek parçalıyordu. Bu olay üzerine müşrikler Hz. Peygamber'e put elçileri Hüsayn’ı gönderdiler. Hüsayn dedi ki:
- Sen bizim tanrılarımız üzerine uygunsuz lâflar ediyormuşsun, onları küçümseyip hiç sayıyormuşsun, doğru mu?
Bunun üzerine Peygamber efendimiz (s.a.v.) gülümseyerek;
Sen kaç tanrıya tapıyorsun?
Yedisi yerde biri gökte sekiz tanrıya.
Sıkışır, darlanır bir felâkete uğrar bir derde düşersen hanisine el açar, sığınırsın?
Göktekine Malın telef olursa?
Göktekine
Canın tehlikeye girerse?
Göktekine
Demek sadece birine, bir olana sığınıyorsun! Kudreti birde landa buluyorsun. 0 sana yine sence tek başına biricik, eşsi; itiyle imdat ediyor. Ya sen on
olup da ona ortak koşuyorsun? O böyle bir şeye ra/.ı olur n\u sanıyorsun? Sence, yine sence hakikat nerede sanıyorsun?
Sarsılan ama kendi düşünce kalıplan iyine liapsolup kalan miış-rik donup bakıyor, Resûlullah son bir hainle ile “Gel de fteryek Hir i bul, bu saçmalıklardan kurtul, teslim ol.” buyurur. O âna kadar iman etmemiş olan o KureyşIi o ânda:
- “Şehadcl ederim ki Allah’tan başka ilfth yokivır ve Mu-hammed Cs-a.v.) «mun Resûlü’dür.”
Deyip hakikate yöneldi. Ne büyük saadet llazret-i Ali bu sahneye yine bu .sahnede de seyirci ve hakikat sofrasından nasiplenmiş birini görmekle bahtiyar ve mutlu
Resûlullah İlâhî tebliğ yolunda F.rkanVın evini karargâh seçmişti. Buraya Daru-1 Erkam deniliyordu. Ev Mekke’ye hâkim tepelerden, Sîifa eteklerinde Mekke'nin yolcu geçidi üzerinde bulunuyordu. Hem şehre ilk girenlere yol üzerinde hemen İslâm’ı tebliğ etmek hem de koruma yönünden güzel bir mevzi yerdi. Gündüzleri burada müminler olgunluk dersleri alıyorlar, akşamlan evlerine gidiyorlardı. Ali de ya burada Resûlullah’m karşısında ya da evin etrafında gelen gideni kollamakta yahut akşam karanlığında eve dönerken Resûlullah’? (s.a.v.) refakat etmekte. Ne büyük şeref
Hz. ALİ güler yüzlü idi. Mizahı, lâtifeyi severdi. Bilgide, lev: zuda, merhamette, yiğitlikte, takvada eşi benzeri yoktu. Halife iki bile, gece sırtına erzak torbası yüklenir, kapı kapı dolaşıp yoksı lara yiyecek taşırdı... Bu işi kimin yaptığı bilinmediğinden, vefatır Kûfe’nin 300 hanesi aç kaldı!..
Allah’ın Resûlü açıktan açığa insanları Rabbin birliğine vete başlayınca, Kureyş’in düşmanlığı bir deniz gibi köpürüyc Resûlullah’a düşmanlıkları da arttı. Onu koruyan sadece amcas Talip idi. Hz. Ali ise bilenmiş bir kılıç gibiydi. Bu küffarm başın ceği günü bekler gibiydi ancak o Resûlullah’tan emir gelmedikt harekete geçecek de değildi, sabırla imanla olup bitenleri izlr Hz. Ali (r.a.) peygamberimizin vefatına kadar Peygambe dimizin (s.a.v.) çektiği havayı kendi soluğu olarak gördü.
Peygamberliğin 10. yılı hüzün yılı olarak geçti. Önce H ’i» ^ babası Peygamber efendimizin (s.a.v.) amcası EbuTa
Aıdından Ez\m-ı tabirattan Resûlııllah efendimizin çok sevdiği, müminlerin çok değer verdiği, müminlerin anneli, gamber efendimizin (s.a.v.) zevceleri Hz. Haliee vefat etti.
Ebu Talip 87 yaşında ölüm döşeğinde iken Peygamberiini. sık sık yokluyor, her fırsatta onıı irşad ediyordu. Son anların^j^ \ rinde Ebu Cehil ve Ebu J.eheb'in de bulunduğu bir esnada;
"Amca şu iki kelimeyi söyle de kıyamette sana şefaat edev dedi. Ama yanındaki müşrik başları;
"Yoksa sen atalarımızın dinini terk mi edeceksin?” diyj. Talibi etkilemeye çalıştılar.
Ebu Talip dedi ki;
- Eğer kiivmim “Ölümden korktu da Müslüman oldu!” eek olsalardı seni kırmaz o iki kelimeyi söylerdim.
Ebu Talip vefat etti. Ebu Talip'in olaya bakışı bu merkezdeyd-Nefsani ve batır-gönül olarak Bu zahirî olarak görülendi. Bâtınî rafı için ise biz yine de:
“La yeğIemu-1 ğaybe illallah" ( Neınl 65)
“Gaybi ancak Allah biliri” inanç ve teslimiyetiyle konumuza dç. vam edelim.
Ebu Talip teslim-i ruh ederken dudakları titredi.
İbn-i Abbas (r.a.) Resûlullah a, “Ebu Talip ölürken, ben onun du. dak/annm kıpırdadığını gördüm.” dedi.
Resûlullah (s.a.v.), “Ben görmedim.” dedi.
Biz burada konumuza biraz ara verip haşiye olarak Ebu Talib’in nan meselesini kısaca ele alalım.
EBU TALİBİN İMANI KONUSUNDA FARKLI GÖRÜŞLER Ebu Talih’in imanı hususunda B. Zaman Hazretleri’nin ’üşü şöyledir:
Şii'ler iman ettiğine, Ehl-i Sünnet’in çoğu iman etmediğine ina-ir. Benim fikrim şudur ki;
Ibu Talip, ResCd-i Ekrem’in (s.a.v.) peygamberliğini değil şah-zâtını severdi. Onun o gayet ciddi, o şahsî şefkati elbette boşa yecektir. Evet, ciddi bir şekilde Cenab-ı Hakk’ın tbib-i Ekrem’ini sevmiş, korumuş ve kollamış ve taraftarlık niş olan Ebu Talib’in inkâr ve inattan HoSu -
içinde bir çeşit özel Cenneti onun iyiliklerine mükâfaten yaratılabilir. Kışta bazı yerde baharı yarattığı ve zindanda uyku vasıtasıyla bazı adamlara zindanı saraya çevirdiği gibi hususi Cehennemi hususi bir Nevi Cennete çevirebilir."’
Ebn Talib'in imam hakkında değişik rivayetler vardır. İmam-ı A’zam Hazretleri’nin görüşü de;
“Ebıı Talib’in kâfir olarak öldüğü yönündedir"’*"
Şia ve Ehl-i Siinnct’ten bazıları, onun ölmeden iman ettiği görüşündeler.
Miratu-I Harameyn gibi kitaplarda "Allah’ın Ebu Talib’i mezarda dirilttiği, onun Peygamberimize iman ettiği, sonra tekrar öldüğü” kayıtlıdır.
Kurtubi de, bu diriltme ve iman etme konusunu işittiğini söyler.’^' Şemsettin Yeşil, Peygamber efendimizin (s.a.v.) anne, baba ve amcası Ebu Talib’in iman ettiği görüşündedir.’*’*
Bize göre de, meselenin aydınlanması açısından B. Zaman ve İmam-ı Azam’ın görüşü daha isabetlidir. Allah en iyisini bilir. Şu kadarım belirtelim ki;
Kabir, teklif yeri olmayıp sorgu yeridir. Ayrıca can gırt lağa geldikten sonra ve ötesinde yapılacak imanın mutebc olmadığı akaid kitaplarında yazılıdır. Nihayet Fıravun’v da son anda canlı iken dahi getirdiği imanı kahul olm mıştır. Kaldı ki, kabirde bunun izahı mümkün görüln mektedir. Ancak Allah-u Teâlâ onun için başka bir bük koymaya da kâdirdir. Ancak biz mevcuda bakarız. Şimdi konumuza kaldığımız yerden devam edelim. Peygamber efendimiz (s.a.v.) derin bir büzün ve 1 miyet içindeydi.
Önce değerli zevcesini, şimdi de, kendisine sağlığında kol germiş ama Müslüman olmadan ölen amcası Ebu Talib’i Bu iki kayıp peygamberimizi bir hayli hüzünlendirdiğiı yıla hüzün yılı denmiştir.
Hz, Ali önce Hazret-i Haücetü-z Zebra annesinin, ard babasının vefatından sonra tamamen ResûluUalVta tesas) p.
ber efendimize bu gece yatağında yatma diye emir getirdi.^ı
Peygamber efendimiz (s.a.v.) emir üzerine Hazret-i Ali’yj karşısına alarak:
-Ya Ali ben Allah’ın emriyle Medine’ye hicret ediyonım.
Hz. Ali (r.a.) pür dikkat Resûlullah’ı dinliyor, ondan ayr,k
ğını düşünüyor, daha şimdiden vuslat ateşi kalbini P‘*rçaliyQj.^|^ ResCılullah (s.a.v.) devanı etti:
-Sen birkaç gün daha burada kalacaksın. Bendeki emanet^ sahiplerine tek tek teslim edecek, ardım sıra yola çıkıp bana kav^/ şacaksın.*'*
Allah’ın Aslanı Ali’nin o ela gözleri çakmak çakmak olmuş, raz önceki ayrılık korkusu yerine o pak yüreğinde görev ve vus^ sevinci çağlayanlar gibi coşmuştu:
-Peki Ya Resûlullah!
Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Mademki sen bu fedakârlığa ve ^ hizmete talipsin, öyle ise gel, bu gece benim yatağımda yat, şu benit^j örtümle örtün ve onda uyumana bak. (Hem sakın korkayım deme Çünkü Allah, seni koruyacak ve) Senin hoşlanmadığın herhangi bir şey senin başına gelmeyecektir.’’^''^ dedi ve devamla:
-Şimdi ben gidiyorum. Sen benim yatağıma yat. Böyle gerekiyor.
Hz. Ali’yi Resûlullah’ın yatağına yatırdılar. Peygamber efendimiz (s.a.v.) hiç ses çıkarmadan Yasin Sûresi’ndeki şu ayet-i ce-lileyi okuyarak avucundaki toprağı müşrikleri yüzlerine saçıyor, etrafına üfleyerek müşriklerin arasından vakur adımlarla yürüyerek ilerliyordu:
23Asım Koksal İ. Tarihi 1-2/665
ve anlayışlarını körelttik. İşte Börmezlcr.” (Yasin Suresi, 9) İbn-i Abbas rivayet ediyor:
“O gece Allah Rcsûlünün (s.n.v.) saçtığı topraktan kime ne değdiyse o kişi Bedir Savaşı’nda kılıçtan geçti.”
İçeriye girme cesaretini de gösteremiyorlardı. Ortalığın aydınlanmasını beklediler. Sonra hep beraber içeri dalmaya karar verdiler. Ellerindeki öldürücü âletlerle Resûlullah’ın uyuduğunu sandıkları yattığın çarşafını hızla çektiler. Hazret-i Ali uyandı ve onlara gürledi:
Ne istiyor.sunuz?
O’nu, efendini!
O çoktan gitti.
Nereye?
Bilmiyorum!
Müşrikler elleri boş, evi hızla terk ettiler.
Peygamber efendimiz (s.a.v.), Hazret-i Ebubekir’e (r.a.) uğra rak hicret emrini bildirdi. Hz. Ebubekir (r.a.) kendisinin de gide ğini öğrenince çok sevinmişti.^^
İki devesini hazırlamaya kalkıştı. ResûluUah (s.a.v.') deveyi\: ödeme şartıyla kabul etti.
Bir plan hazırlandı. Bir kılavuz tuttular. Gidecekleri istii belli olmasın diye zikzaklar çizerek izlerim kaybetmeye çal 3 gün bu taktik uygulaması yapıldıktan sonra Sevr Dağınde gara önünde iki Allah dostuyla buluşup yola koyuldular. M( şına çıkıyorlar. Bu olayı Kur’ân şöyle nazara veriyor;
yerden çıkar. Ve bana öyle bir dayanak ver ki, düşnia^^*' karşı desteğim olsun.”^’
Hicret ânına kadar hep KesfılıılIah’Ja birlikte olmuş, düşrt,^ rina karşı onu savunmuştur. Başta Ebu Cehil olmak üzere kâflu Allah Resûlü’nii katletme kararı aldıkJaı ı hicret gecesi de Ali^^ canını baharat fiyatları feda etmek pahasına. Peygamber efendimizin yatağında.^' mış ve ResûJ-ü Ekrem bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet risinde Medine’ye doğru yola koyulabilmiştir.^»
Sabah olmuş, müşrik KureyşIiler Resûlullah’ın Kâbe'den Çiktı^,^ duymuşlardı. Kudurmuş köpek gibi her tarafa saldırmışlar, ara^ij dık/an yer, bakmadıkları taş altı bırakmamışlardı. Ancak elleri ^ geri döndüler. Tekrar Aliye (r.a.) döndüler:
-Söyle nerede, nereye gitti?
-Bilmiyorum dedim ya.
Bunun üzerine Hz. Ali’yi tartakladılar. Kabe’nin yanında bir det hapsettikten sonra bıraktılar. Hz. Ali, Resûlnllah’ın Kâbe-i Şerifte devamlı bulundukları makama oturdu. “Resûl-i Ekrem’de kimin nesi var ise gelsin alsın!” diye nida ettirdi. Herkes gelip, nişanını söyle. yerek emanetini aldı. Böylece emanetler sahiplerine teslim edildi.
Allah’ın izniyle, iman etmeyenler müminlere hiçbir şekilde za rar veremezler. Hicret yolculuğu ve bu şerefli yolculukta Peygambe Efendimiz’in (s.a.v.) ve Hz. Ali’nin (r.a.) müşriklerle çevrili olmak rina rağmen hiçbir zarar görmemeleri bunun en açık delillerinde birisidir. Allah, iman etmeyenlerin müminleri baskı altına almt hatta öldürmek için yaptıkları tüm plân ve tuzakları daima boşa ç karmıştır. Bu önemli sır bir ayette şöyle bildirilmiştir:
27IsraSO.
28Kara Davut şerh
"Ocrçc'k ki, onhır hileli düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, daj^lurı yerlerinden oynutaeuk da ı>lsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kütü hır karşılık) vardır.’^'
Bu ayetin, bu olaylarla ilgili olduğu rivayet edilir.
Mekke-i Mükerreme’dc kalan Rshâb-ı güzin, Hz. Ali'nin kanadı altına .sığındılar. Allah'ın Arslanı Hz. Ali, Kureyş kâfirlerinin toplandıkları yere giderek dedi ki:
- İnşâallah yarın Medine-i Münevvere’ye gidiyorum. Bir diyeceğiniz var mı? Ben burada iken söyleyin!
Hepsi başlarını eğip, hiçbir şey söylemediler. Sabah olunca, Hz. Ali, Resûl-i Ekrem efendimizin eşyalarını toplayıp, Peygamber efendimizin Ehl-i Beyti ve kendi akrabaları ile beraber yola koyuldu. Resûlullah'a, şişmiş olan ayaklarından kanlar akar vaziyette, Küba’da yetişti.