baharat fiyatları ve islam savasları99
sizere en güzel yazıları yazan baharat fiyatları diyorki en güvenilir yakınlarına bildirdi. İslâm’ı tebliğ de zaten yavaş yapılıyordu. İkinci vahiy dönemine kadar bu tebliğ işlemi el dan, gizliden yapılıyordu.Sonra duyanlardan Peygamberimizin azadlısı Zeyd tbni H5, rise, Hazret-i Ebû Bekir’in delâleti ile Osman İbnî Affan, Abdur. rahman İbnî Avf, Sa’d İbni Ebû Vakkas, Zübeyr İbnî Avvam, Talhj İbnî UbeyduUab Hazretleri gibi isimler İslâmiyet’le şereflendiler Resûiullah’ın destekçileri oldular.Peygamber Efendimiz, daha sonra insanları açıkça dine çağır, maya başladı. Herkese yüce Allah’ın birliğini, varlığını ve büyüklü. ğünü anlatarak ondan başka hiçbir şeye tapılmaınasını söyledi. Bu. nun üzerine gerçeği anlayanlar Müslüman olmaya can atıyorlardı.
Cehaletten kurtulup mutluluğa eriyorlardı. Bir süre sonra pey. ^amberimizin amcalarından Hazret-i Hamza İslâmiyet’i kabul etti, bundan az sonra da, Ömer İbnî Hattab Müslüman olarak İslâır ininin yayılmasına çalıştı. Artık Müslümanların sayısı gündeı ine artıyordu.
Peygamber Efendimizi görüp de ona iman edenlere çoğul ok Sahabe ve Asbab denir.
Bunun tekili “SababVdir.
Bu şerefe kavuşan hanımlara da “Sahabiyyat” denir ki,
Fekili “Sahabiyye’dir.
“Hıılefa-i Raşidiiı, Çaryar-i Güzin”, Ashab-ı Kiram ın en büyüklerinden olan l^bû Bekir, Ömer, (isman ve Ali Hazrellcri’ne denir ki. Bunlar F-fazret-i Peygamberden sonra sırasıyla halifelik makamına geçmişlerdir. İslâm dinine pek çok liizmeller etmişlerdir.
Dünyada iken Cennetle müjdelenen on Sahabi
Abdurrahman İbnî Avf Sa’d İbnî Vakkas Zübeyr İbnî Avvam Talha İbnî Ubeydullah Saîd İbnî Zeyd Ebû Ubeyde İbnî Cerrah
Hazretleri’ne de Aşere-i Mübeşşere (cennetle müjdelenen < kişi) denir ki, bunlar Hazret-i Peygamber tarafından cennetle m delenm işlerdir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
HZ. ALİ'NİN ÇOCUlCLUK YILLARI
Resûlullah’ın (s.a.v.) artık tebliğ ve irşadı başlayacaktır ama nasıl re nereden? İşte o anda “İnzar” ayeti ismiyle meşhur olan.
“Ve enzir eşireteke-1 ekrebiyne”
“En yakın akrabalarını uyar”'^
Ayet-i kerimesi nazil olarak Peygamber-i Zi-şan Hazretleri ya-n akrabalarını uyarmakla görevlendirildiğinde, Hz. Resul akraba-rmı toplayarak onlara durumu anlatmış ve yakınlarından ilkin Hz. atice (r.a.), bir rivayette ikinci olarak Hz. Ali İman etmişlerdir.’'' Selman, Ebuzer, Mikdat, Habbab, Cabir, Ebu Said el Hudri, Zeyd Erkam (r.a.)’lar bu fikirde birleşiyorlar.
Peygamber efendimize (s.a.v.) gelen “yakınlarını uyar” ikazın-a sonra ertesi gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Safa Tepesi’ne çıkarak: “Ey Abdülmuttalib Oğulları, ey Fihr Oğullan, ey Abdimeni allan, ey Zühre Oğulları...” diyerek bütün akrabasına kabile k seslendi. Hepsi toplandıktan sonra onlara sordu;
- Ey Kureyş cemâati, size şu dağın eteğinde veya şu vadide düşn irisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısıı
- Evet, inanırız, (;ünkü şimdiye kadar senden hiç y-,|. k, sen yalan sövlemezsin...
dik, sen yalan söylemezsin.
- O hâlde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bu]|
Allah'a inanıp, Ona kulluk etmeyenlerin bu büyük azaba uf
lannı haber veriyorum... Yemin ederim ki, Allah’tan başka
lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah'ın size ve bütün insanlara
Peygamberiyim... (Resûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı ayn rek) Allah’tan kendinizi baharat fiyatları ibâdet karşılığında satın alarak, azâı^ kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafınti^U^i rilmiş hiç bir nüfuza sahip değilim...''’ Ey Kureyş Cemâati! Sj;, kuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirilecek.sinj. ^ birden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki ^-yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâkjjj kötülüklerinizin de cezasını göreceksiniz. O Mükâfat ebedi CenJ'' cezâ da Cebennem’e girmektir...'
Diyerek sözlerini bitirdi. Bütün Abdulmuttalip Oğulların
“Ebû Leheb’in iki elleri kurusun, yok olsun. O’na n Tialı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslan: aktır o. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu hâlde, karı a odun hamalı olarak.”'^ mealindeki
Hazrct-i Ali tüm bu olaylara şahit idi.
O henüz buluğ çağına girmeden Hz. Peygamber’le olan arkadaşlığı devam ediyordu. O nereye gitse beraber gidiyor, hizmetinde bulunuyor, ağzından çıkan her kelimeye, yaptığı her zikre ve uyguladığı hayat nizamına daima titizlikle şahitlik ediyor, dikkatle izliyor, âdeta ilk mektebi kâinatın hocasından ders alarak geçiriyordu. Nasıl iman etmesin ki?
Bir başka ri\'ayettc dc ilk Müslüman erkek Hz. Ebubekir’dir (r.a.). SaJıih olanı da budur. Ancak hangisi olursa olsun Hazret-i Ali'nin (r.a.) ilk on içinde olduğu kesindir. Bu zatlar peygamberliğini ta.sdik edip, dille söylemişlerdir. Burada nazara verilmesi gereken şey, Hz. Ali’nin henüz çocuk yaşta olmasına rağmen taşıdığı feraset ve muhakeme gücüne sahip olmasıdır.
Buna göre Resûlullah’ın Peygamberliğine ilk iman eder I 1er şunlardır:
'i- Hz. Hatice (r.a.)
'2—Hz. Ebubekri Sıddık (r.a.)
3-Hz. Ali (r.a.)
4-Harise oğlu Zeyd (r.a.)
5-Bilal-i Habeşi (r.a.)
6-Osman b. Affan (r.a.)
7-Abdurahman b. Avf (r.a.)
8-Sad bin ebi Vakkas (r.a.)
9-Talha b. Abdullah (r.a.)
10-Ebu Übeyde (r.a.), İslâm’ı ilk kabul edenlerdir.
İslâm’ı ilk kabul eden Hatice’dir. Hz. Ömer 40. Müslün
Ömer’e kadar Müslüman olan kırk kişi şunlardır;
Hatice, Ali, Ebubekir, Osman, Zeyd, Talha, Zübeyr, Sad, rahman, Said, Ebu Ubeyde, Hamza, Haris, Cafer, Mtsab, Mes Ebuzer, Ebu Selman, Osman Mazım, Zeyd, Harise, Bilal, Hatib, Halid Bekir, Abdurrahman Cahş, Ebu Ahmed, An Rebia, Vakıd, Erkam, Üveys, Halid, Ömer Anbese, Nuaym Siiheyb, Mikdad, Said Hudri (r.a.).
Hazret-i Ali (r.a.) çocukluğunda oyuna düşkün bir çoc Emsaileri oyunlar oynarken o Resûlullah’m dizi dibinde, d •-------birlikte ve büyüklerle onun meclisinde ili
Vakur, ciddi ernsaJleı-iııo göre çok daim olgun bir . oc.l I cmda h.ç çocukluk belirtisi yoktu. Âdeta bir a.slan pu^c ' ahlâk, zekâ, kuvvet ve şecaat; hepsi kendisinde mevcuttu
Haşmetli ela gözleriyle olup biten her şeye pür dikkat bak; ^ Allah’ın ezelde Resûlullah’a bağışladığı bir kişiydi. Arta ezvacı tahirattan Hz. Haticetü-1 Kübra idi. O artık iç âlenıiu^j^V suz seferleri başlamış ve murakabe devresi açılmış buluna^'''^ Resfılıi'nün dünya ile alâkalandığı, her an uğraştığı tek tük
lardan başlıcası idi.
Müslümanlığı kabulü
Henüz Nübüvvet yeni gelmiş, bunu Hz. Haticeden ı^j, yoktu. Nübüvvet’in geldiği kendisine söylenmemişti. O gün gnmber efendimiz (s.a.v.) ile Hz. Hatice (r.a.) validemiz namaz kı|,^^ lardı. Hz. ALİ (r.a.) bunları seyrediyordu. Namaz bitince Hz. Ali (r^ “Neydi bu yaptığınız?" diye sordu. Peygamber efendimiz (s.J “Ya Ali bu gördüğün âlemlerin rabbi olan Allah’a ibadetin çek şekli olan Namazdır.
“Seni Allah’a ibadete ve putları inkâra davet cdiyoı-u^ Ya Ali Müslüman ol!” diye buyurdu.
Ali, “Bu gece bana müsaade buyur, babama sorayım!” dedi. nun üzerine Resûlullab (s.a.v.):
“Peki, fakat babandan başka kimseye söyleme!” diye tembihledi Ali eve gitti ama babasına bir şey söylemedi, yatağında derin bir te. fekküre daldı. O artık sabain bekliyordu.
Ertesi sabah erkenden Resıîlullah’a (s.a.v.) koştu, “Müslümanh^ ve senin peygamberliğini kabul ediyorum!” dedi.
Resûlullab saJIallahü aleyhi ve sellem,
“Ya Ali! Hani hu gece gidip babana soracaktın. Ne yaptın baban; ordun mu?” deyince, Hz. Ali şu cevabı verdi;
- Hayır, yâ ResûluUah! Babama sormadım ve sorma gereğini d lymadım. Ben hu gece kendi kendime şöyle düşündüm ve dedim k “Yüce Allah beni yaratırken babama sormadı ki, şimdi ben A ımı kahul etmek ve O’na ibadet etmek için babama sorayım ı hususta ondan izin alayım. İşte bunun için ben kimseye sorm
vasıtanla göndc-rdiği vı> senin de ona davet etti&in yüce İs\ânı dînini il kabul ediyor ve îmân edip Müslünıan oluyorum.”
O da bu yüce dinle müşerref olanların saffı evvelindeki o değerli yerini alır.
Peygamber efendimi/, (s.a.v.), Kelime-i Şehadet getirip Ali’den aynısını söylemesini isledi. Hz. Ali de aynen tekrar etti ve Müslüman oldu. Henüz birkaç saat geçmesine rağmen Ali Müslüman olmuş ve beraber namaza durmuşlardı.
Birkaç .saat de olsa düşünüp sonra kabul etmesinin hikmeti; on-daki, olayları tahlil çözüm ve aklı kullanma maharetinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koymaktadır.
Büyüklerimiz, “Uyanıklık, yani her türlü hidâyet ve kâbiliye daha küçük yaşlardan belli olur!” demişler. İşte Hz. Ali, yaşı çok ki çük olmasına rağmen, daha o yaşlarda sergilediği bu yüce ruhla ' araştırıcı bir ruha sahip olduğunu göstermekle, geleceğinin ne d rece parlak olacağı hususunda ve nasıl bir “Allah’ın Aslanı” olac hakkında anlayanlara epey fikirler vermiş oluyordu.
Evet, Hz. Ali (r.a.) bu sözleriyle ve bu davranışıyla bir tara1 temiz kimliğini, yüce şahsiyetini ve yüce bir ruh olgunluğuna s: olduğunu gösterdiği gibi, diğer taraftan da gelecekte nasıl bir dostu ve bir Peygamber âşığı, veliler kafilesinin şahı ve yiğitleı vanmın reisi, ilim ve hikmet şehrinin en feyizli kapısı, cesâi şecaat meydanlarının biricik kahramanı, İslâm’ın son derece dır bir evlâdı ve “Allah’ın Aslanı” olacağını ifade ediyordu. Hazret-i Ali anlatıyor: