baharat fiyatları ve osmanlı harb
g50’de Vidin’deki isyanlar mülkiyet ve vergi meselesine odaklandı Bu, köylüler ile büyük toprak sahipleri arasında toprak üzerindeki haklar konusunda çatışmaları kızıştırdı. Başka yerlerde oldu-.ygibi, Osmanlı toprak rejiminin bağlarının gevşetilmesinin, bü-j-ük çoğunluğu Müslüman aileler olan yerel toprak sahiplerinin gücünün pekişmesinde net sonuçları oldu. 1841 Niş isyanı, eski ve yeni sistemler arasındaki temel bilmeceyle bağlantılıydı: Hıristi-yanlara eşit davranılacaktı, ama toprak reformlarından en çok yararlananlar Müslümanlar oldu. Vali Sabri Mustafa Paşa, yeni reformları yürürlüğe koymak için, 1840 sonunda bir vergi incelemesi başlattı. Yeni vergi rejimi, askerlerin bölgedeki hanelere yerleştirilmesiyle binleşince, ayaklanmayı kışkırttı; vali bu isyanı, düzeni sağlama yöntemlerini daha önce defalarca gördüğümüz 2.000 kadar düzensiz Arnavut askerini çağırarak bastırdı. Kent sakinlerinin birçoğu Sırbistan’a kaçtı, ama her ne kadar Osmanlı valisi daha sonra Sırpları müdahaleyle suçlasa da, özgürlük peşinde olmayan köylüler dilekçelerle padişahtan müdahale etmesini istediler. 1.000 Hıristiyanın imzaladığı, Sırbistan Prensi’ne yazılmış 1841 tarihli bir dilekçede şunlar yazılıydı: “Halk Padişah’m meşru hükümetine karşı isyan halinde değildir; daha çok, Gülhane Hatt-ı Şerifi’nin hayırlı şartlarının adilane ve eksiksiz uygulanmasını istemektedir-ler.”2^ İstanbul hükümeti tepki göstermekte yavaş davrandı, ama isyanın esas olarak yatıştırılmasından sonra, geriye dönen köylülerin hak iddialarını çözüme ulaştırmak üzere temsilciler gönderdi. Tarımsal kesim lehine değişen pek az şey oldu.Vidin’de durum daha karmaşıktı. Müslüman garnizon ile kentin geri kalanı arasında halihazırda bölünmüş bir kent olan Vidin, teslim edilen topraklardan göçlerin sonucunda ağırlıklı olarak Müslüman bir kente dönüşmüştü. Daha sonraları yapılan ve garnizon askerlerinin dahil edilmediği bir Osmanlı nüfus sayımı, Vi-din’i Osmanlı Tunası’nm en büyüklerinden biri yapacak şekilde, kentte yaklaşık 23.000 kişinin yaşadığını ortaya koydu. Kale, 1700’lerin başındaki Avusturya işgali sırasında Vauban sistemine göre yeniden inşa edilmişti ve Osmanlılara geri döndükten sonra iyi tahkim edilmiş olmaya devam etti. Osmanlılar açısından, gör-
düğümüz tüm önceki Rus-Osmanlı harplerindeki gj^^. öneme sahip Vidin, Kırım Harbi’nden önce en hararet/ \ dan biri oldu.^^ '
1845’te hükümet, başka yerlerde de yaptığı gibi ı ^ meclisler ve danışma organları oluşturmaya girişti, ama ^ şan kaydetti. 1850’de isyan edenlerin dilekçeleri, murlarınm, mültezimlerin ve köy toprak sahiplerinin suiij/'^t rini vurguluyordu. Niş’deki gibi, Tanzimat fermanının yara/5 beklentiler hüsranla sonuçlanmıştı. Hukuk sisteminin da}ı/^''( lemesini ve vergi yükünün hafiflemesini bekleyen köylüler, tjjj'^ iistimallerin devam ettiğini gördüler. Bulgaristan’ın diğer de timarlılarm 1842’ye dek emekli edilmesine ve bazı toprak gerçekten de bireysel köylü mülkiyetine geçmesine karşın, reb/ ların Vidin’de önemli ölçüde uygulandığına ilişkin kanıtlar; kısmen kentin savunma hattındaki konumu yüzünden, net dç^ dir. Timarlı haklarının ortadan kaldırıldığı vakalarda olduğıigj^| toprak çabucak büyük Müslüman toprak sahiplerinin eline geg. Köylü öfkesinin bir diğer kaynağı, Tanzimat Fermam’nın vaadıo,, hilafına, angaryanın devamıydı.
1848 Devrimleri ve Osmanlı Kuzey Sının
1850’de patlayan isyanın, Sırbistan’da örgütlenmişle 1848’den sonra Eflak’e asker yerleştirmiş, belirli bir noktadaV|. din’in karşı kıyısındaki Kalafat’a üç tabur kaydırmış olan Ruslai’ ca kışkırtılmış olması mümkündür. Burada, biraz açıklama yapmak ve 3. Ordu Kumandanı ve daha sonra Sivastopol’deki Os-manii birliğinin müşiri olan Ömer Paşa’dan söz etmek gerekiyo:.
Ruslar ve Osmanlılar arasındaki Edirne Antlaşması, Eflahf Boğdan’a fiilen özerklik verilmesini güvenceye almıştı. 1829 Organik Talimatnamesi iki bölge için özyönetim ilkelerini belirleış, ama Prenslikler, 1834’e değin Rus ordusunun işgaliyle birlikte,fiilen Ruslar ve Osmanlılar olmak üzere ikili bir himayeye tabi olmuştu. Osmanlı nüfuzu sabit bir haracın alınması ve prenslerin belirlenmesinde, sonradan seçiminde söz hakkıyla kısıtlandı, Eşit de-
TANZİMAT’TAN KIRIM HARBİ’NE 451
fece önemli bir husus da, Tuna boyunca bir karantina kuşağının l^urulması ve tahıl, hayvanlar ve kereste üzerindeki Osmanh teke-Ijfiin kaldırılmasıydı. Müslümanların, önceden olduğu gibi, bu topraklarda yerleşmesi yasaklanmıştı. Rus Kont Pavel D. Kise-lev’in yönetimi altında. Organik Talimatname Eflak’te Temmuz jgsrde, Boğdan’daysa Ocak 1832’de yürürlüğe konuldu. Prenslikler yönetimi altında, boyar meclislerinin yasama temsiliyle birlikte iki vilayet kuruldu. Temsili bir hükümete yönelik bu hamle, köylüler için pek az kökten değişim getirdi. Boyarlar toprak sahibi yapıldı ve kendi çiftliklerinde köylülerin emeklerini talep etmeyi sürdürdüler. Serflik Eflak ve Boğdan’da 18. yüzyılda kaybolmuştu, fakat kalan köylülerin pek az hareket özgürlüğü vardı. Gene de, Osmanlılar Eflak ve Boğdan’dan çok uzun zamandır beklemeye alışkın oldukları tarım ürünlerini almamaya başlayınca, Romanya köylüleri, Vidin’den tarım ürünlerine gelen taleplerden, Avrupa pazarlarına ve kültürel yaşamına giderek daha çok eklemlenmekten yararlandılar.
1834’te, Osmanlılar ve Ruslar St. Petersburg Antlaşması’nı imzaladılar. Osmanlılar yeni statüleri tanıdılar, haracı 3 milyon kuruş olarak belirlediler ve Rus askerleri bölgeyi boşalttılar. Sonraki yedi yıl boyunca bu toprakları yönetecek prensleri bu iki devlet belirledi. Bunlar refah ve uyanış yılları olmakla birlikte, aynı zamanda toprak sahibi boyarların meclisleri, prensler ve yerel işlere dilediklerince müdahale eden Rus konsolosları arasında pek çok mücadelenin yaşandığı yıllardı da. Eflak ve Boğdanhların teknik olarak Rus veya Osmanh yetkililerine başvurma hakkı vardı. 1840’a gelindiğinde, Ruslar bu hakkı söz konusu iki imparatorluğun onayı olmaksızın bu statülerin değiştirilemeyeceği şartına dönüştürme girişiminde bulundu; bu özellikle Eflak’in özerkliğini tehdit edebilecek bir değişimdi. 1842 yılında, Eflak’in atanan prensi Aleksan-dros Gika azledilmiş ve meclis tarafından George Bibescu seçilmişti, fakat onun yönetimi de aynı şekilde Rus diplomat ve danışmanlarının müdahaleciliğine maruz
Daha fazla boyar çocuğu özellikle Paris’te, Avrupaj rendikçe, muhalefet de arttı. Böylece, 1848’de devrim-^^Nf tüm Avrupa’yı süpürürken, en çok etkilenen topraklar jvj N) ve Eflak oldu. Habsburg İmparatorluğu’nda Macar kiden beri vardı ve burada ayrıntılı olarak anlatılmas,^ yok. Kültürel açıdan farklı eyaletlerin bir federasyonu oh N rihsel Habsburg İmparatorluğu anlayışına sıkı sıkıya bağlı rece tutucu bir monarşist olan Şansölye Clemens von iş başındaydı. Daha önce gördüğümüz gibi, Habsburglarm^'''^^ pa’nın içine dahil olması, genellikle imparatorluğun doğu { nin ihmali anlamına gelmekteydi. Bu dönemde asıl meşgul ' konu, Kırım Harbi’ndeki Habsburg tarafsızlığının başlıca nedej" rinden biri olarak gösterilen Almanya ve İtalya’ydı. Avustu^y Macaristan köylülerinin, tıpkı Balkanlar’daki benzerleri gibj tüleri, koşulları ve söz hakkına sahip olmamakla ilgili pek ço|(jj kâyetleri vardı. 1848’de, ulusal özgürlük ve meşrutiyet çağnsı^jl cilya’dan Kral Louis Philippe’in monarşisinin çöktüğü Paris’e h dar tüm Avrupa’yı kasıp kavurdu. Alevler, Metternich’in azledilip yeni bir hükümetin atandığı Mart 1848’de Viyana ve de sardı. Yeni anayasa, tek bir merkeziyetçi rejimi, ve on sekiz yaşındaki Habsburg Franz Joseph’in Macaristan Kral değil, Avusturya İmparatoru olarak taç giymesini öngörüyordu, Diğer reformlar, Macar devrimci hükümetinin kararlılığını dak da pekiştirecek şekilde Macaristan Krallığı’nın yeni bölgelere ay nlmasım kapsıyordu. Macarlar açısından özellikle hassas konu, Erdel’in alınıp Büyük Prenslik olarak yeniden yaratılmasıydı, Habsburg İmparatorluğu’nun topraklarının çoğu 1849 ortasında ordu tarafından itaate zorlanmakla birlikte, Lajos Kossutdı’unyü nettiği ve ordusuyla desteklenen Macar devrimci hükümeti Budapeşte’yi hâlâ elinde tutuyordu. Habsburg kuvvetlerini yenilgiye uğratan PolonyalI devrimci General Bern Erdel’i aldı.^^
Bu arada, devrimci ayaklanma Romanya’ya da sıçradı. Boğdan, boyarlarca verilen birkaç dilekçe dışında, sessiz kaldı, ama Eflal uluslararası bir olayın merkezi haline geldi. Bükreş’te, içlerinde» birçoğu
Ijjtı olan ayaklanma liderleri, alelacele bir cumhuriyet, topu topu ay süren birleşik bir Romanya kurdular. Birçok köylü, liderleriyle birlikte Bükreş’e yürümek üzere evlerini terk etmesine karşın, bir köylü ayaklanması hiçbir zaman hayata geçmedi. Bibescu tahtından feragat etti ve Rus konsolosu ayrılarak Yaş’a gitti. Bu isyan Itöylü hakları ve özgürlüklerle ilgili olmaktan çok, Rus denetiminden kurtulmak ve yönetimi özgürleştirmekle ilgili bir hareketti.^*’
Bu noktada devrimciler, bir taraftan istila beklerken, diğer koruyucularıyla bağlarını koparmamak umuduyla, yüzlerini İstanbul’a çevirdiler. Osmanlı müfettişleri, durumu araştırmaları için Giurgiu’ya gönderildiler. Bunlardan ilki olan Süleyman Paşa, yasal olmayan hükümeti kutlamaya ikna edildi; ama bu da İstanbul’da Rusların protestolarına yol açtı. Yeni müfettiş Fuad Efendi, daha sonraları Sadrazam Fuad Paşa, isyana son vermek üzere yapılacak ortak işgalin bir parçası olarak, Rus General Duhanel’le birlikte Eylül başında gönderildi. Fuad Eflak’e geçti ve 5.000 askeriyle birlikte (başka yerde 12.000 veya 20.000 diye geçer) Bükreş’in dışında karargâh kurdu. Ruslar 14.000 askeri Temmuz’da Boğdan’a sevk ettiler ve Ekim ayına kadar Eflak’te 30.000 asker konuşlan-dırmışlardı. (Rusya Eflak’ten çok, devam eden Macar devrimi hakkında endişeleniyordu.) Osmanlı ve Rus askerleri Eylül sonunda pek fazla zorlanmadan Bükreş’e girdiler ve bir avuç silahlı asiyle kısa bir çatışmanın ardından, devrim sona erdi.2^
1849’a iç içe geçmiş iki uluslararası kriz egemen oldu. Ocak’ta, Ruslar Osmanlılarla ortak bir protokol talep ettiler. Askeri işgal yedi yıl uzatılacak ve Prenslikler’in özerkliğine önemli bir tecavüz olacak şekilde, hospodarları iki saray atayacaktı. Avrupa’nın geri kalanı açısından daha da önemli olan, Rusların Erdel’deki ayaklanmayı Franz Joseph’in bastırmasına yardımcı olmak üzere Er-del’i istila etmelerine Osmanlıların rıza göstermesi talebiydi. Sefir Canning’in yönettiği İstanbul’daki müzakereler, Kırım Fiarbi’nin bir provası olarak betimlenmiştir. Müzakerelerin başından sonuna değin, Sadrazam Mustafa Reşid İngiliz donanmasının bir güç gösterisinin yerinde olacağını ima etti. Fakat Macar asilere karşı kısa Avusturya-Rus işbirliğinin temsil ettiği tutucu imparatorluk düze-
ran^. \
ninin yeniden kurulmasının öneminin farkında olan bu ricayı sürekli reddetti. Habsburg İmparatoru I. p,
Mayıs 1849’da askeri yardım istediği zaman, Ruslar lik bir orduyla Erdel’i istila ederek Macarlan yenilgjyç Bundan hemen önce, 24 Nisan 1849’da Baltalimanı Antlaşması imzalanmıştı. Boğdan prensleri artık seçilmç]^ Rusya (fiilen) ve Osmanlılar tarafından atanacaktı. meclislerin yerini küçük danışma kurulları aldı. Rus jşgg| 1851’e dek Prenslikler’de kalacaktı.^» Avrupa’da ilişkilerin ligine daha da büyük bir tehdit, liderleri Kossuth ve Bem rında olduğu halde Osmanlı topraklarına giren Macar ve il mülteciler akınıydı. Rusya ve Avusturya uyruklarının iadç, lep edince Sultan Abdülmecid mültecileri vermeyi reddett turya uzun zamandır yürürlükte olan 1739 Belgrad Anti *** sı’nın şartlarını hatırlattı.) Savaştan korkan Büyük Britaı
olayda derhal tepki gösterdi ve bir Fransız-İngiliz ortak filosgç nakkale Boğazı’na doğru yola koyuldu. Bu arada, Sultan Abdj| mecid Fuad Efendi’yi gizli bir misyonla Çar I. Nikolay’agöndçjjj Kasım geldiğinde, Nikolay iade taleplerinden vazgeçti ve krizbj, lelikle atlatıldı. Açıkçası, devrimci ateş ve hem milliyetçilerin ^ de Hıristiyanlığı yaymaya çalışanların yaygaralarıyla hararetlenen Doğu Sorunu kolay kolay gündemden düşmeyecekti.^^*
Taşra Direnişi: 1850’de Vidin
Eflak’te Fuad’ın beraberindeki Osmanlı askerlerinin askerih-mandam Ömer Paşa idi (ö. 1871). Hırvat Mihail Lattas olarak doğan Ömer Paşa, 1820’lerin ortasında Avusturya ordusundank-na’ya kaçtı. II. Mahmud döneminde, 1826’da Yeniçeri Ocapn ilgasından sonra Osmanlı ordusuna katılarak, İstanbul’daki yem askeri mektepte piyade yüzbaşısı ve eğitimci olarakhizmetetti.il. Mahmud’un huzuruna çıkması, padişahın onu oğlu Abdük-cid’in özel öğretmenliğine getirmesi, kariyerinin yönünü degi^tiıd'-Abdülmecid’in tahta çıkmasından sonra Ömer Paşa mirliva rütl)«-sine terfi ettirildi. O noktaya kadar fiili
piamıştı. arna bu durum çabucak değişecekti. İlkin Beyrut’taki huzursuzluğun yatıştınimasında Avrupalı deniz subaylarıyla birlikte liizmet etti. Ardından, 1842-43’te, Lübnan’daki Dürzi aşiret reis-Iffinin gücünü kısıtlamayı amaçlayan 15.000-20.000 askerin ku-niandasında Şam’daydı. Temperley onu “vahşi Arnavutları” ile birlikte “gaddar Ömer Paşa” diye betimler. Başka bir yerde görevlendirilmesinden önce, Dürzi direnişini bastırmakta ve önderlerine boyun eğdirmekte başarı göstermiş gibi görünüyor. 1846-47’de kendisine başta Bedir Han ayaklanması olmak üzere Kürdistan’ın sakinleştirilmesi görevi verildi. 12.000 askerin başında Nizip’e harekeletti, Bedir Han ve kuvvetlerini savaşa çekip onları yendi. Bu zafer karşılığında padişah tarafından müşir rütbesine getirildi.
1848’de, Eflak’teki işgal kuvvetinin bir parçası olarak, Ömer Paşa temkinli hareket etmesiyle tanınır. Kuşkusuz, gördüğümüz gibi, Eflak’te çok az silahlı asi, ama çok sayıda Rus askeri vardı. Ömer’in ıslah edilmiş askeri örgütlenmenin ayrılmaz bir parçası olduğunu, Vidin’de ve ardından Bosna ve Karadağ’da asayişi sağlamakla görevlendirilen Rumeli’deki 3. Ordu’nun müşirliğine getirildiğini belirtmek
Vidin’de, Osmanlı yetkilileri Sırpların muhtemel huzursuzluğunun olduğu kadar, Polonyalı ve Macar mülteciler biçiminde Os-manlı topraklarına saçılan devrimci ateşin de bilincindeydiler. Tanzimat reformlarından duyulan hoşnutsuzluk, özgürlükçü ideologlar için bereketli bir zemin yaratıyordu. Bununla birlikte, Sırbistan Vidin olaylarında kışkırtıcı olmamış gibi görünür; gerçi isyan tavsamaya başlayınca Bulgarların şikâyetlerini dile getirdikleri dilekçeleri iletenlerin Sırp memurları olduğu da bir gerçektir. Vidin’de asayişi sağlamaya Ali Rıza Paşa gönderildi, ama yerel ileri gelenler Halep’tekine çok benzer bir şekilde başıbozukları göreve çağırmıştı bile. Bosna yolunda olan Ömer Paşa’ya, Sırp sınırındaki isyan karargâhıyla müzakere etmesi emri verildi. Bunda belirli bir başarıya ulaştığı ve Sırp
andan itibaren, memurlar ve diğer şahıslar tarafından her türlü nahoş hareket ve şerirce eyleme izin verilmeyecçi^^^''^ din sakinlerinden oluşan bir heyet, şikâyetlerini padişa[, * mek ve Ali Rıza’mn vali yapılmasını rica etmek üzere gitti. Ağustos’ta Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’yie tılar. Meclis Ali Rıza’y* göreve getirdi, heyete Vidin’deki Tanzimat düzenlemeleri doğrultusunda yeniden dağıtılacağ, nü verdi, ama bunların uygulanma yöntemleri konusunda maklı konuştu. Heyet döndüğü zaman, Osmanlı toprak reji^,^ kaldırılmış olduğu söylentisi yayıldı.
Bir köylü isyanı olarak başlamış olan hareket, yeni Osmanlıcı zeninin hayatta kalabilme yeteneği açısından gerçek birsınavad^^ nüştü. Şubat 185Tde, ne derebeyine ne köylüye yarayan bir,^ züm olarak, Müslüman derebeylerinin topraklarının köylülerej, tılması emredildi. Yeni huzursuzluklar İstanbul’dan yeni bir 111% tişin, Viyana eski sefiri ve Tanzimat bürokratlarından ŞekibEfen, di diye bir memurun gönderilmesine ve Zarif Paşa’nın Vali AliEı. za’nm yerine tayin edilmesine neden oldu. Zarifin, mülklerime, ayaya satışını anlayamadığını söylediği ve ayrıca Şekib Efendi’ım azli için komplo kurduğu belirtilir. Ocak 185 Tde görevden aban kendisi oldu ve yerini Belgrad Kumandanı Vasıf Paşa aldı. Her ila şahsiyet de, iki yıl içinde Kafkas muharebe meydanına gönderilecekti. Vidin ilginç bir örnektir. Burada, Tanzimat’ın yerleştirilmesi köylüler ve İstanbullu bürokratlar arasında karşılıklı bir ver-aldurumunu temsil ediyordu ve belirli bir kendini dizginleme olduğu açıktı. Gelgelelim, toprak reformlarının dayatılmasının çok zor olduğu ortaya çıktı ve bu sorun bir on yıl daha iltihaplanıp azanb yara olarak kaldı.
